Kategoriler

3 Temmuz 2018 Salı

Kuyu..



Hıçkıra hıçkıra, bağıra bağıra ağlayasım oluyor bazen.
Haberlerde izlediğim, gazetede okuduğum bir habere ya da yolda gördüğüm yaşlı bir amcaya.
Dinlediğim bir bağlama sesine ya da türküde geçen bir cümleye.
Bazen de durup dururken.
Haykırarak ağlayasım geliyor.
Senin acına dayanmak için bütün gücümü harcıyorum demek ki
En ufak bi duygu yoğunluğu takatten düşürüyor.

Senden kalan basit, kırık bir oyuncak parçası ciğerime saplandı mesela dün.
"O kadar oyuncağın içinden şu kırık kelebek kanadıyla oynardı Asil Miran" dedim babana.
Dedim, birkaç saniye susup içimdeki sızıyı dinledim ve değiştirdim konuyu.
Geçti sandım, geçmemiş.
Kuyuyu taşırmış meğer.

Yüreğimde bir kuyu var diyor
um bazen.

Sana yanışlarımla yavaş yavaş doluyor.
Aklıma düştüğünde gelen feryatlarımı bir bir o kuyuya atıyorum.
Daim aktif.
Azar azar, yavaş yavaş dolup taşıyor.
Tüm gün hiçbir şey atmadığım da oluyor, bir anda kuyuyu tamamen doldururcasına yandığım da.

Sadece beni yakıyor artık o acı kuyusu, za
rarsız yani

Görünmüyor dışarıdan.
Önceden gözlerimden fışkırırdı kuyunun alevleri,
Bana bakan üzülür, acırdı.
Gözlerim de saklanmayı öğrendi zamanla.
Görünmüyor dışarıdan.




Devamı --> »

5 Mayıs 2018 Cumartesi

4
yorum
Koyun koyuna yatabiliriz..


Acın zamanla azalacak derlerdi. Çok kızardım içimden. "Neden azalsın ki, oğlum geri mi gelecek sanki, ya da ben  bebeğini unutacak kadar kötü bir anne miyim ki.. Azalmayacak acım, çünkü bundan sonra her zaman oğlu ölen bir anne olacağım ben. Ölen oğlum geri gelmeyeceğine göre bu asla değişmeyecek." derdim.

Her 5 Mayıs yaklaştığında yüreğimin lime lime kesildiğini hissederken; hastanedeki çaresiz bekleyişimi, ölüm haberini duyuşumu, seni toprağa gömüp eve gelişimi kafamda defalarca defalarca yaşayıp yaramın tekrar deşilip kanadığını hissederken anlıyorum ki acı azalmıyor. Sadece o acıyla yaşamaya alışıyor insan. Vücut acıya alışıyor yani.

"Acı eşiği" tabiri vardır ya, o çoook çok yükseliyor. Artık normal insanların üzüldüğü, bozulduğu şeyleri sen görmüyorsun bile. İçinde kopan fırtınayla, yanan ateşle mücadele ederken dışardaki esintileri farketmiyorsun. Hani demişler ya "yalan dünya" diye, onu anlıyorsun artık ve yalan bi dünyayla uğraşacak takatin olmuyor.

Çok anlatmayacağım ama bu 5 Mayıs'ta da aynı acılar derin yaramı dağlamakta, günlerdir acı eşigim zorlanmakta.

Bir fark var ama öncesine göre.
4 yıl bitti.
Senin ölümünün üstünden 4 yıl geçti.
Aynı mezara ikinci cenazeyi koyabilmek için gereken yasal süre geçti.
Artık ölünce senin mezarına gömülebileceğim.
4 yıl sürüyormuş ölen bedenin tamamen çürümesi, o yüzden 4 yıl geçmeden yeni cenazeyi koyamıyorlarmış aynı mezara.
Geçti.
Nasıl geçecek dediğim 4 yıl da geçti.

Vasiyetimdir, baban bilir.
Ölünce ben, Karşıyaka U10-2585'i açsınlar, senin kemiklerini toparlayıp benim başucuma, yüzümün hemen yanına koysunlar. Seni koklaya koklaya uyuyayım orda. Çürüdü gitti beden, kokusu falan kalmadı diyenler olacaktır ama ben o mis kokunu alırım yine. Allah'ın izniyle..

Sen de daha minicikken anne kucağı yerine yattığın o kara toprakta tekrardan duyarsın belki anne sıcaklığını. Gerçi şükürler olsun sen zaten Cennet'in en güzel yerindesin ama küçücük bebek bedeninin o buz gibi toprağın altında oluşu da çok canımı yakmakta.

4 yıl önce  seni toprağa verirken bir elimi koymuştum üzerine toprak atılırken, çekememiştim. Epeyce bi toprak altında kalmıştı ve o ıslak toprak elimi kapladıkça buz kesilmişti elim. Sonraki dönemde mezar taşın yapılana kadar da her ziyaretimde toprağına sokardım elimi. Hep hatırlarım o soğukluğu elimde ve o yüzden yanar içim seni orda düşündükçe. Allah'ım affetsin beni..

4 yıl geçti .
Artık ben ölünce bu dünyada doyamadığım kokuna doya doya, anne-oğul koyun koyuna yatabiliriz.

Devamı --> »

9 Mart 2018 Cuma

2
yorum
Hala..


Yıllar geçse de üzerinden
Kabullenmiş, alışmış gibi görünsek de dışardan
Hala sorguluyor bir sebep bulmaya çalışıyoruz.
Minicik, nur gibi bebeğimiz bir gecede nasıl ölür?
Çok zor Allah'ım çok zor..
Devamı --> »

15 Şubat 2018 Perşembe

2
yorum
Soy ağacım..

Soy ağacımdaki en genç ölüsün oğlum..
Taa 1800'lere dayanan liste yaş sırasına göre dizili. En yaşlımız en üstte, altlara doğru gençleşiyor isimler. Tabi doğal olarak üsttekiler hep "ölü". En altta minicik küçücük bir ölüsün oğlum sen, soy ağacımdaki en genç ölü. Ciğerim..
Herkesin geyik yaptığı, esprilerin döndüğü soy ağacı muhabbeti sabah sabah işyerinde ciğerlerimin delinmesiyle, gözlerimden yaşlar dökülmesiyle noktalandı.
Soy ağacımın tazecikken yemyeşilken kırılan minik dalı, koca ağacı yıktı başıma..
Devamı --> »

30 Ocak 2018 Salı

Asya Miray 1 yaşında..


İyi ki doğdun kızım
İyi ki doğdun canımın parçası
İyi ki doğdun gönlümün ilacı..
İyi ki seni bana verdi Allah'ım
Bin şükür..
Yarama merhem, derdime derman verdi seni
Seni ve önce Efe abini tabi.
Efe nefes verdi bana nefesim kesildiğinde
Sen ışık yaktın yüreğimin en karanlık yerinde.
Doğum günün kutlu, ömrün bahtlı hayırlı olsun miniğim.
Nice nice yıllara..
Devamı --> »

12 Ocak 2018 Cuma

3
yorum
Asil Miran 5 yaşında..

Diyebilseydim keşke bugün..
Aklım, hayal gücüm ve sabrım yetmiyor artık seni büyürken düşünmeye, büyümüş halinin hayalini kurmaya.
Akranlarına bakıp tahmin etmeye çalışıyorum artık seni.
Seninle aynı gün doğmuş işyerinde bi arkadaşın oğlu, o geldi geçenlerde.
Sıkı sıkı sarıldım,
Boyunun nereme geldiğine baktım, ellerine baktım ne kadar büyümüş diye, konuşmasını dinledim neler anlatıyor diye.
Asil Miran da böyle olacaktı demek ki diye geçirdim.
5 yaşında.
5.doğum günün olacaktı bugün, eğer yaşasaydın tabi.
Dün akşam düşündüm de acaba kaç 12 Ocak'ta daha "Yaşasaydı X yaşında olacaktı" diyeceğim. Bu yıl son belki, belki bi 50 yıl daha sayacağım olmayan yaşını. Allah bilir..
Şu geçen 4 yıla bile nasıl dayanabildiğime şaşıyorum.
Yüreğim hala "bebeği ölen anne de acısından ölür herhalde" diyor.
Oysa ki bizzat ben dayandım bu acıya.
Bugün mesela..
Ölen oğlumun doğum günü.
Çok acı veren bi tamlama oldu bu:Ölen oğlumun doğum günü.

"Doğmak" ve "ölmek" kelimelerinin birbirine bu kadar yakın oluşu..
Ölenin nur gibi bir bebek oluşu..
Geride kalanların çaresiz oluşu..
Annenin diğer çocukları için bu acıya akıl sağlığını koruyarak dayanmak zorunda oluşu..
Hayatın aynı şekilde devam ediyor oluşu..
Anne yüreğinde saklı kalsa da ölenin zamanla unutuluyor oluşu..
Hiç doğmamışsın, hiç var olmamışsın gibi
Seni sarıp sarmalayıp emzirmemiş, öpüp koklayıp büyütmemişim gibi
Sırf erken öldün diye
Çocuklarımın içinde adının geçmemesi
Derin acı..
Oysa ki "yaşasaydı 5 yaşında olacak olan" bir oğulun daha annesiyim ben.
Ama düzen böyleymiş işte, bu "yalan" dünyanın düzeni böyleymiş, öğrendim.
Ne anneler yaşadı benden önce bu acıyı kimbilir.
Kimbilir kaç çocuk için "Yaşasaydı"lı cümleler kuruldu.
Ve yine kimbilir ne boncuk gözlü çocuklar unutuldu.
O yüzden kızmıyorum bu olaya
Sadece şaşırıyorum.
Hala aklım, dimağım mantıklı bi çıkarım yapamıyor bu durum karşısında.

Neyse inmeyelim böyle derinlere
Bugün senin doğum günün çünkü.
Asil oğlum, can oğlum.
İyi ki doğdun
İyi ki benim oğlum oldun.
Şükürler olsun seni bana verene..


Devamı --> »

26 Aralık 2017 Salı

2
yorum
Ayakkabılar ölmüyorlar..


İlk adım ayakkabısı..
Senindi.
İlk adımlarını bu ortopedik tabanlı ayakkabıyla atacaktın, önemliydi.
Ayak yapısı için, düzgün basmayı öğrenmen için vs. önemliydi.
Sonraki ayakkabılar ortopedik olmasa da olur belki ama ilk adım ayakkabısı önemliydi.
Ben seçmiştim bunu.
Nerden baksan 5 yıl olmuş alalı.
Hala dün gibi hatırlıyorum.
Dün gibi.
Sanki daha dün sana giydirmişim gibi.
Oysa nerdeyse 4 yıldır hiç giyilmedi bu ayakkabı.
Ara ara çıkarıp baktım, kokladım, okşadım ama hiç giyilmemişti.
Bugün kardeşine giydirdim.
Oldu, çok da güzel oldu.
Güle güle, güzel günlerde giysin inşallah.
Ama ciğerlerim yerlerinden söküldü sanki, çok ağladım.
Çünkü daha dün gibi..
Cırt cırt bantlarına takılı kalmış kıyafetlerinin ipleri, duruyor hala. 
Daha dün gibi hatırlıyorum senin ayaklarına giydirişimi..
O ayaklar öldü..
Çürüdü, toprağa karıştı.
Hani önemli olan, çok çok kıymetli olan o ayaklar.
Yoklar..
Ama ayakkabılar ölmüyorlar..
Devamı --> »