Kategoriler

27 Ekim 2014 Pazartesi

Cocuk yardimi..

     Bir insanın çocuğum öldü diye beyan vermesi, form doldurup bir yerlere haber vermesi..

     Şu hayatta böyle bir şeyin gerekebileceği, birilerinin böyle bir acıya maruz kaldığı, kalabileceği aklıma bile gelmemişti. Ama bugün ben yaşadım bu durumu oğlum. Gidip iş yerinde maaş hesaplarıyla ilgilenen kişiye "Benim çocuklarımdan biri öldü, o yüzden devletin bana verdiği iki çocuk yardımının bire düşmesi gerekir. Ama ölen oğlum için devletin verdiği 38,5 liralık yardım hala yatıyormuş hesabıma. Ne yapmalıyım?" dedim. Ağlamadım ama yüzüne de bakamadım, gözlerimi kaçırdım cümleleri sıralarken. Ve söylediklerini tam anlayamadan "Tamam" deyip çıktım odadan. Sonra bir arkadaşıma sorup kavradım yapacaklarımı. 

     Bundan yaklaşık 9 ay önce ellerimle senin adın, doğum tarihin gibi bilgileri doldurarak artık iki çocuğum var diye beyan ettiğim formu bugün tekrar düzenleyerek seni sildim oğlum. Nasıl bir çelişkidir bu bilemiyorum. Şimdi bu cümleleri yazarken bile canıma saplanıyor acı. "Oğlum" deyip bir yandan da "Öyle bir oğlum yok yazdım" diyorum.

     Zor oğlum, çok zor annecim. Bir insanın çocuğunun öldüğünü bir yerlere bildirmesi çok zor, "Ben kabullendim siz de kabul edin artık" der gibi. Neyse yazamıyorum daha fazla. Çok zor annecim bilesin.

     Ben de bildirdim senin öldüğünü, artık küçük oğlum yok, o yüzden onun için 38,5 lira yatırmanıza gerek de yok dedim özetle. Aklımıza gelmediği için sen öldükten sonra 6 ay daha yatmış o para, onu da ödeyeceğim devlete tekrar. Bizim değil o para çünkü. Küçük çocuğu olan, küçük çocuğu yaşayan başka bir ailenin parası olmalı. Bizim değil, bizim küçük oğlumuz YOK ARTIK..


Devamı --> »

23 Ekim 2014 Perşembe

Cennette buyumek..

     Cennette büyümek var mıdır acaba? Senin gibi bebekken ölen insanlar orda büyüyorlar mı oğlum?

     Az önce rüyamda gördüm seni ve büyümüştün biraz daha. Ölmeseydin şimdi olacağın yaştaydın. Algıların, hareketlerin tam 21 aylık çocuğunkiler gibiydi. Aklıma takıldı o yüzden, uyuyamadım. Bir yandan da sevindim annecim, büyüyor olmana sevindim, eğer öyleyse tabi Allah bilir. 

     Banyo yaptırıyordum seni ama artık oturmuyordun, ayakta gayet rahat hareket edip suyla oynuyordun. Gözümün içine bakarak yani aslında yanlış olduğunu bildiğin halde beni deneyerek suyu ağzına almaya çalışıyordun. Ben de üstüne basa basa "Haaayır Asil Miran, hayır o içilmez annecim" diyordum. Sonra gelip beni gıdıklamaya çalışıyordun, elini boynuma sokup kıpır kıpır oynatıyordun parmaklarını. Ben abartarak güldükçe sen de gülüyordun.

     Sana gıdıklamayı öğretmemiştim annecim, melekler mi öğretti sana? Oynuyorlar mı onlar da seninle? Hep kendime yanıyorum, hep kendi özlemimi anlatıyorum ama bir tarafım da sana yanıyor oğlum. Hiçbir şey göremedi, bu dünyanın hiç bir nimetini tadamadı oğlum diye üzülüyorum. Annesine doyamadı, babasının kucağında uyuyarak eve taşınmadı, abisinin peşinde koşturup topu almaya çalışmadı diye sana da yanıyorum bir yandan. Ama bugünkü rüyam biraz rahatlattı beni. Cennette bizim yokluğumuzu hissetmiyorsundur belki, orda buradakinden kat kat daha mutluluklar vardır biliyorum. Allah'ım sana bir melek anne vermiştir, o büyütüyordur seni, her şeyi o öğretiyordur sana.

     Öyle değil mi kuzum, orda çook mutlusun değil mi?
Devamı --> »

21 Ekim 2014 Salı

Çocuğu ölmüş çalışan anne..

     Çalışmam gerekiyormuş oğlum, sanki 6 ay önce oğlum ölmemiş gibi yapmamı, aynı masaya oturup kaldığım yerden devam etmemi istiyorlar. O kısacık ömrünün son 3,5 ayında seni bırakıp geldiğim yere gelmemi ve hiç "keşke" demeden, "keşke buraya gelmek yerine oğlumun yanında olsaydım" diye düşünmeden çalışmam gerekiyormuş. Bir robot gibi kurup programlayıp, "anne" olduğumu hiçe sayıp "üzülmeyeceksin artık" diyorlar.

     Yoruldum annecim, insanlara derdimi anlatmaktan "kötüyüm" demekten yoruldum..

Devamı --> »

14 Ekim 2014 Salı

2
yorum
Gasilhane..

     Gasilhane.. Ne tuhaf bir kelime. Daha önce  duymuşumdur muhtemelen ama seni toprağa vereceğimiz gün Karşıyaka'nın kapılarından birinden arabayla girerken yön tabelalarında bu kelimeyi okuyunca içime saplanan acı öğretti bana bu kelimeyi. Seni, minik bebeğimi o gasilhane denen yere koyup yıkayacaklardı, ölü yıkama odasına yani.

     Senin öldüğüne inanmayıp bunu algılayamıyorken, ölü yıkama odasına yakıştıramıyordum seni. Bir yanlışlık, bir mantıksızlık, bir acımasızlık görüyordum. Hala kafamda netleşmiş değil hala da mantığımda bir yere oturtabilmiş değilim bunu. Hala yakıştıramıyorum seni o odaya, gasilhaneye.

     Senden sonra gittim yine oraya. Seni en son gördüğüm yer orası çünkü. Belki bıraktığım yerde duruyorsundur diye, belki o gün göremediklerimi görmek için, belki "Niye son kez kucağıma almadım, niye doya doya uzun uzun sarılmadım" diye kendime kızdığım için.. Tepedeki o camiye çıkıp gasilhaneye girdim ve senin yıkandığın o odada tek başıma dakikalarca ağladım. Metalmiş seni yatırıp yıkadıkları yatak, suyun akması için tuhaf bir eğim verilmiş üstüne, büyük süngerler var duvardaki raflarda, tuhaf metal kulplu taslar.. Ve bir koku.. Dayanılmaz acı veren, o günü hatırlatan o keskin koku. Dezenfektan gibi bir kimyasal muhtemelen ama benim ciğerlerimi dağlayan o kokuyu unutmuyor, normalleştiremiyorum kafamda.

     Ilık suyla yıkıyorlarmış ölüleri, sordum. Bir bayan gassal "Merak etme incitmeyiz" dedi. Yüzümdeki acıyı, endişeyi, çaresizliği görmüş olacak ki ben sadece suyun sıcaklığını sordum ama o incitmeyiz dedi. Ölüp gitmiştin çoktan ama ben incitildiğinden korkuyordum, "ya canını yaktılarsa oğlumun" diye düşünüyordum. Tuhaf değil mi? Anne olmak tuhaf be oğlum. Aklın, mantığın ne derse desin yüreğin ciğerin ayrı yanıyor anne olunca, teselli olamıyor yüreğin işte bütün mantıklı çıkarımlara rağmen. "Ölüler hiç bir şey hissetmez" i aklım biliyor ama ölen kendi oğlum olunca yanıyor yüreğim kor gibi işte.

     Sonrasında gördüğüm cenaze namazının kılındığı o avlu, oturup namazını kılanları izlediğim o banklar ve üst tarafı kapatan o dev çadırlar.. O gün Allah'a yalvarırken onları görmüştüm hep. Seni almasın, bana geri versin diye yalvarırken Allah'a.. Hep yukarda olduğunu düşünürüz ya Allah'ın, o yüzden semaya açarız ellerimizi, yüzümüzü gökyüzüne çeviririz. Ben de hep yukarı bakmışım senin defnedildiğin o gün. Allah'ı görebilmek, seni geri isteyebilmek için. O yüzden herhalde ki bir tek o çadırlar kalmış aklımda..

Devamı --> »

13 Ekim 2014 Pazartesi

Alistirma bardagi..

     Su bardağın.. Hani kendin kolaylıkla içebilesin diye yanlarda iki küçük tutma yeri olan, bebeklere özel sert bi ağzı olan biberon benzeri alıştırma bardağı..

     Ciğerimi parçaladı bugün o bardağın. Bulaşık makinesini boşaltırken mutfak dolabında çarptı gözüme ve yaklaşık 4 aydır elime alamadığım bardağını aldım. İçinde hala biraz su var senden kalan. Senin içtiğin su artığı, o kadar değerli ki benim için, acıya boğsa beni bağıra bağıra ağlatsa da dökemiyorum. Bardağın ağzını dişlerdin ya hep, minik diş izlerin var şimdi üstünde, parmak izlerin vardır o minik tutma yerlerinde. Üstündeki küçük resme bakıp "aaa" diye sevmeni, bana göstermeni hatırlıyorum. O kadar gerçek ki o görüntü, nasıl yalan oldu diyeceğim, artık bitti diyeceğim.

     Bu acıya nasıl dayanılır bilmiyorum, nasıl "Olsun, minik oğlum ölmüş olsa da hayat devam ediyor" denilir ki! Bana nasıl "Artık toparlanmalısın" diyorlar anlamıyorum. Oğlumun öldüğü gerçeği değişmiyor ki. İlk gün nasıl sen öldün diye kendimi parçaladıysam, sonra nasıl nefes bile almak istemediysem şimdi de aynı. Yine sen ölüsün oğlum, hala ölüsün. Ne değişiyor da ben artık toparlanabileyim. Acıya alışmam gerektiğini düşünüyorlar belki, artık o acıyla yaşamaya alışmayı. Ama bu öyle alışılabilecek, dayanılabilecek bir acı değil ki. Minik oğlum öldü benim, bağrıma basıp kokladığım, öpmeye sevmeye doyamadığım, nazar değmesin diye dualar okuduğum, benim oğlum olduğu için kendimi dünyanın en şanslısı annesi gibi hissettiren, bana Allah'ın hediyesi olan bebeğim öldü.

     
Devamı --> »

11 Ekim 2014 Cumartesi

Ruya..

     Rüya görmek de Allah'ın bize verdiği nimetlerdenmiş oğlum, sen öldükten sonra anladım. Çünkü artık seni görebilmem, duyabilmem, bir şekilde seni hissedebilmem imkansız. Ama rüyalarımda yaşatıyor bunu Allah'ım. Seni gözlerimle görüyorum, sesini duyuyorum ve sarılıyorum sana rüyalarımda. Ama o rüyadan uyanmak o kadar acı veriyor ki.. Uyanıp da rüya olduğunu anlamak seni kaybettiğimi tekrar tekrar yüzüme vuruyor, sana olan özlemim yüreğimi kazıyor resmen. 

     Her gece yalvarıyorum Allah'a, rüyamda göreyim seni diye. "Çok özledim Allah'ım, n'olur rüyamda sarılayım oğluma" diye diye uyuyorum. Sıçrayarak uyandığım oluyor heyecandan sen rüyama girince, hemen gözlerimi kapatıyorum rüyam devam etsin diye. Çünkü seni görebileceğim tek yer artık rüyalarım. O rüyadan uyanmak ciğerimi parçalasa da şükrediyorum Allah'a seni gösterdi diye.

     Hep iyi hallerini göremiyorum ama rüyamda. Bazen çok kötü görüyorum seni, hasta, perişan.. Neyse bunları anlatamıyorum bile.. Bugün de girdin rüyama ama ölü halinle, defnetmeden önce yıkıyorlardı buz gibi bedenini. Onu gördüm yine, o gasilhane denen yerde seni yıkarlarken. Allah kimseye yaşatmasın o sahneyi, evladının cansız bedenini yatırıp son kez yıkayışlarını. Ben görmüştüm seni orda o halde ve bugün de rüyamda. O çaresizliği, o dayanılmaz acıyı, o geri dönüşü olmayan düzeltilemeyen canını versen de geriye alamayacağın durumu yine yaşadım dün gece. Ve çıkmıyor aklımdan işte, uyandığımdan beri yüreğim kaynıyor. Senin o cansız, buz gibi bedenin ciğerimi yakıyor annecim.

Devamı --> »

8 Ekim 2014 Çarşamba

Sabır ver Allah'ım..

Evladın ölümüne sabır

Sual: Küçük çocuğumuz öldü. Ana-baba olarak çok ağladık. Bize günah oldu mu?
CEVAP: Ağlamak merhametten ileri gelir. Ağlamak günah olmaz. Bağırıp çağırıp isyan etmek günahtır. Çocuğun ölmesi, malın elden çıkması, gözün kör, kulağın sağır olması, bir uzvun telef olması gibi, insanın isteği ile ilgisi olmayan musibetlere sabretmekten daha faziletli sabır yoktur. Sabredenlere verilen sevabın miktarını Allahü teâlâdan başkası bilmez.
     Musibetlere sabır, sıddıkların derecesidir. Bunun için Peygamber efendimiz şöyle dua ederdi:
     (Ya Rabbi, bana öyle yakîn ver ki, musibetler bana kolay gelsin!)[Tirmizi]
     Oğlu İbrahim ölünce de, (Ya İbrahim, ölümüne çok üzüldük. Gözlerimiz ağlıyor, kalbimiz sızlıyor. Fakat, Rabbimizi gücendirecek bir şey söylemeyiz) buyurmuştu.
     (Bir çocuk ölünce, Allahü teâlâ, bildiği halde, meleklerine sorar:
     -  Kulumun çocuğunu aldınız, kalbinin meyvesini kopardınız. Peki kulum buna ne dedi?
     -  Ya Rabbi, hamd edip teslimiyet gösterdi.
     -  O kuluma Cennette bir ev yapıp, adını da, “Hamd evi” koyun!)
[Tirmizi]


Bunları Cennete götürün

     Kıyamette Allahü teâlâ, müminlerin çocukları için, (Bunları Cennete götürün) buyurur. Melekler, çocukların Cennete girmesini söylerler. Çocuklar, (Ana-babamız hani?) derler. Melekler, (Onlar sizin gibi günahsız değildir. Görülecek hesapları var) derler. Çocuklar ağlaşır, (Ana-babamızı almadan girmeyiz) derler. Cenab-ı Hak, çocuklara buyurur ki:
(Ey yavrular, haydi gidin, ana-babanızı da alıp Cennete girin!)[Nesai]

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

     (Küçükken ölen çocuklar, ana-babaları ile karşılaşınca, ellerinden tutup, ana-babaları Cennete girinceye kadar, onlardan ayrılmazlar.) [Müslim]
     (Hiçbir Müslüman yoktur ki, büluğa ermemiş bir çocuğu ölsün de, Allahü teâlâ, bol rahmeti sebebiyle, onu Cennete koymasın.)[Buhari, Nesai]
      (Üç evladı ölmüş olan bir Müslüman ateşe girmez.) [Buhari, Müslim]
(Kimin bâlig olmamış üç evladı ölmüşse, bu çocuklar, onu ateşten koruyan bir kale olur, ölen evlat iki, hatta bir olsa da...)[Tirmizi]

      Peygamber efendimiz, (Üç çocuğu ölen, Cennete girer) buyurdu. Oradakiler, (İki çocuğu ölen de mi?) diye sual edince, (İki çocuğu ölen de Cennete girer) buyurdu. (Ya bir çocuğu ölen?) diye tekrar sual edilince, buyurdu ki: (Allah’a yemin ederim ki, bir çocuk doğup hemen ölse, annesi sabredip sevabını Allahü teâlâdan beklerse, annesini Cennete götürür.) [Taberani]

      Yine buyurdu ki:
     (Alan da, veren de Allahü teâlâdır. Çocuğu ölen o kadına taziyede bulunun. Sabretsin, ecrini görecektir.) [Müslim]
     Musibete uğrayanı teselli etmelidir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
     (Çocuğu ölen kimseyi teselli edene Cennet hırkası verilir. Musibete uğrayanı teselli eden, onun sevabı kadar sevap kazanır.) [Tirmizi]

Sual: Küçük çocuklar da ölürken sıkıntı çeker mi?

CEVAP: Bir Müslümanın çocuğu, ölüm döşeğinde iken, 360 melek gelir, o masumun karşısında durup, (Ya masum, müjdeler olsun sana, bugün, ölmüş olan, âbâ ve ecdadını ve bütün komşularını, Hak teâlâdan dile) derler.
      Melekler, başına bir şefaat tacı ile gayret ve kuvvet gömleğini giydirip, gözünün perdesini kaldırırlar. Perdeler kalkınca, tâ Hazret-i Âdem aleyhisselamdan beri, geçmiş ecdatlarını görür. Onların bazısı için hazırlanan azabı görünce, haykırıp titrer. Bunu bilmeyenler can çekişiyor zanneder.
     Can alıcı melekler gelirler, (Ya masum, âlemlerin yaratıcısı sana selam söyleyip, “Ben onu yarattım, yine bana gelsin. O ruh emanetini ben verdim, yine bana versin. Onun karşılığında ona Cennet ve didar vereyim” buyurdu. Haydi yüzünü çevir, bak) dediklerinde, o masum da, bakar, melekleri görür. Sevinçten coşup titrer ve döşeğinde can vermeye atılır.
Yine o azap içindeki ecdatları gözüne erişince, yine canını vermek istemeyip, (Ey melekler! Allahü teâlâ, akraba ve ecdadımı bana bağışlasın) der. Allahü teâlâ da, (İzzim hakkı için bağışladım)buyurur.
     Melekler, (Ya masum, sana müjdeler olsun, Hak teâlâ, imanı olanların günahlarını bağışladı ve bütün dileklerini kabul eyledi) dediklerinde, masum sevinçli iken, masumun anası ve babası suretinde iki huri gelip, kollarını açarak, (Ey evladımız, bizimle gel, biz Cennette sensiz olamayız) derler.
Masumun eline bir Cennet meyvesi verirler. Masum, meyveyi koklarken Azrail aleyhisselam, kendi gibi, bir güzel masum olup, habersizce canını alır ve Cennete götürür.
      Orada, yeşil bir sahra vardır. Masum, (Beni buraya niçin getirdiniz) diye sorar.
     Melekler şöyle cevap verirler:
     Kıyamet yeri vardır. Çok sıcaktır. Bu sahrada, 70 bin rahmet pınarı vardır. Resul-i ekremin havzının başında durup, nurdan bardakları görürsün.
     Anan, baban kıyamet yerine geldiklerinde, bu bardakları su ile doldurup, onlara verirsin ve onları bırakma ki, Cehennem yoluna gitmesinler. Çünkü, senin duan, Hak katında makbuldür. Cuma geceleri, yeryüzüne inersin. O vakit Allahü teâlânın selamını, Müslümanlara ulaştırırsın.

     Ne mutlu, çocuğu ölüp de, sabreden ana-babaya...

Devamı --> »

4 Ekim 2014 Cumartesi

Ağıt..

Bir sonsuz rüyaya açılmış gözler
Yummayın yummayın kirpiklerini
Besbelli üşütür soğuk topraklar
Soymayın soymayın giydiklerini..
Devamı --> »

3 Ekim 2014 Cuma

Bayram şekeri mi? Evet aldım..

     Bayramın olmazsa olmazı, bayram şekerleri.. Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı farketmez, evde muhakkak olmalı. En azından şeker istemek için kapıya gelecek olan çocukları düşünerek alınır eve. Sonrasında evin çocuğu çok yemesin diye saklanır bir köşeye.

     Ben şeker almamıştım eve, temizlik falan da yapmadım. Çünkü "bayram" olmuyor artık bizim evde. Gelmek isteyene evde değiliz dedirteceğim, telefonları açmayacağım. Çünkü "Bayramın kutlu olsun" diyene katlanamam, bayramlık giymiş çocuk görmeye dayanamam ben.

     Abini öpeceğim bir tek, ona sarılacağım bayramda oğlunu seven bir anne gibi. İhtiyacı var çünkü onun bana. Sonra da senin mezarına geleceğim annecim, seni öpemesem de o buz gibi mezar taşını öpeceğim ve bir bayram şekeri bırakacağım toprağına. Sırf bu yüzden, sırf sana bir tane getirebilmek için bir paket şeker aldım bu akşam. Senin hatrına aldığım o şekerleri de çocuklara dağıtacağım. Birazını senin gibi kocaman mezarlarda yatan küçücük çocuklara, birazını da şeker yiyebilen ölmemiş çocuklara..

Devamı --> »

1 Ekim 2014 Çarşamba

Tekrar işe başlamak..

     İşe başlamam lazım oğlum. Daha doğrusu işe başlamam lazımmış, öyle diyorlar. Senin ölümünden sonra gidemedim işe, rapor aldım hep. Üç gün sonra bitiyor raporum ve ben çalışabilecek gibi değilim annecim. Ne yapayım bilmiyorum, kime nasıl anlatayım hala hazır olmadığımı. 5 ay oldu, tamam belki bir çok şey için uzun bir süre. Ama evladı ölen bir annenin işe başlaması, hayata tutunması için çok kısa bu. 

     "Bu kadar yeter, başla işe.."
     "İşe başlarsan zaman çabuk geçer.."
     "Gel artık özledik seni.."
     "Ooo epey rapor aldın ama yeter"
     "Bir başla işe, bak göreceksin iyi gelecek.."
     "Niye gitmek istemiyorsun işe anlamıyorum ki.." 
     "İyi yattın ama haa.."
   
     Bunları duyuyorum çevremden hep. Artık işe başlamak istemediğimi söylemeye bile utanıyorum. Sanki ben bir boşluk bulmuşum da o fırsattan istifade edip yatıyor, tatil yapıyormuşum gibi düşünüyorlar. Sen ölmeseydin de ben gece-gündüz işe gitseydim, sen ölmeseydin de son nefesime kadar en ağır işlerde çalışsaydım. Bilmiyorlar ki çalışmaya falan üşenmiyorum, evladımın ölümünden sonra hiç bir şey olmamış gibi davranamıyorum ben. Aynı hayata kaldığım yerden devam edemiyorum. Çalışmaktan kaçmak değil benimki, nefes aldığıma vicdanım yanarken işe nasıl gideyim ben. O kısacık ömrünün son üç ayında yanında olmak, sana sarılmak yerine o iş yerine gitmiştim ben, nasıl döneyim şimdi. Sen ölmeden 3 ay önce doğum iznimi bitirip işe başlamıştım. Nasıl azap çekiyorum o son 3 ay gündüzleri yanında değildim diye. Çünkü senin beynindeki tümör büyürken o masada oturup çalışıyormuşum ben. Şimdi aynı masaya oturup nasıl çalışayım eskisi gibi. İşe başlamasaydım hastalığını bile farkedecektim belki. Çünkü sen huzursuzken "Annesini özlüyor" dedik biz, yürümeyip kucak istediğinde "Babaannesi kucağa alıştırdı" dedik. Hep hayatımızdaki değişikliğe yorduk. Ama işe başlamasaydım, o anormallikler için bahane bulamayacaktık, anlayacaktık bir şey olduğunu..

     Tamam, Allah ömrünü o kadar verdiyse hiç bir şekilde engel olamazdık. Ama düşünmeden edemiyorum. O iş yerine döndüğümde de kendimi suçlamadan edemeyeceğim. Canım daha çok yanacak.

     Bilmiyorum oğlum, ne yapacağımı bilmiyorum. Tek bildiğim canımın yandığı..

Devamı --> »