Kategoriler

annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2018 Salı

6
yorum
Kuyu..




Hıçkıra hıçkıra, bağıra bağıra ağlayasım oluyor bazen.
Haberlerde izlediğim, gazetede okuduğum bir habere ya da yolda gördüğüm yaşlı bir amcaya.
Dinlediğim bir bağlama sesine ya da türküde geçen bir cümleye.
Bazen de durup dururken.
Haykırarak ağlayasım geliyor.
Senin acına dayanmak için bütün gücümü harcıyorum demek ki
En ufak bi duygu yoğunluğu takatten düşürüyor.

Senden kalan basit, kırık bir oyuncak parçası ciğerime saplandı mesela dün.
"O kadar oyuncağın içinden şu kırık kelebek kanadıyla oynardı Asil Miran" dedim babana.
Dedim, birkaç saniye susup içimdeki sızıyı dinledim ve değiştirdim konuyu.
Geçti sandım, geçmemiş.
Kuyuyu taşırmış meğer.

Yüreğimde bir kuyu var diyor
um bazen.

Sana yanışlarımla yavaş yavaş doluyor.
Aklıma düştüğünde gelen feryatlarımı bir bir o kuyuya atıyorum.
Daim aktif.
Azar azar, yavaş yavaş dolup taşıyor.
Tüm gün hiçbir şey atmadığım da oluyor, bir anda kuyuyu tamamen doldururcasına yandığım da.

Sadece beni yakıyor artık o acı kuyusu, za
rarsız yani

Görünmüyor dışarıdan.
Önceden gözlerimden fışkırırdı kuyunun alevleri,
Bana bakan üzülür, acırdı.
Gözlerim de saklanmayı öğrendi zamanla.
Gözlerim görünmüyor dışarıdan.




Devamı --> »

22 Haziran 2015 Pazartesi

2
yorum
Bugün benim doğum günüm, utanıyorum..

Annem, kuzum, yavrum..
Affet annecim beni,
Doğum günüm bugün..
Utanıyorum..

Engelleyemiyorum annecim, bana doğum günü olmasını engelleyemiyorum. Utanıyorum, canım çok yanıyor. Oğlum, minik bebeğim doğum günü nedir bilmeden öldükten sonra ben "doğum günüm" demeye.. Utanıyorum.

Arayanlardan, kutlayanlardan utanıyorum. "Yok, önemli değil, kutlamıyorum zaten" gibi cümlelerle geçiştirmeye çalıştırıyorum konuyu ama olmuyor annecim. Utanıyorum..

Sen öldügünde 32 yaşında olmak üzereydim. Kaldım o yaşta, 32'de. Bu yıl üstüne 1 katmaya dilim varmıyor. Sen o minicik 1 yaşının üstüne 1 bile katamadan öldün ya ben koskacaaaa 33'ü taşıyamıyorum. Utanıyorum..

Hani biz anneler çocuklarımız için deriz ya, ömrümden al onun ömrüne kat diye. Bize baksana annecim, ömür sürelerimize bir baksana. Çocuğun ömrü 1 yıl, anne 33'ü devirmiş. Benim ömrümden alıp seninkine katmadı Allah'ım. Oysa ki çok yalvarmıştım Allah'a senin öldüğünü söylediklerinde. "Yeter bana bu kadar, n'olur Allah'ım oğlumun yerine beni al" diye. "O bu dünyanın hiçbir şeyini görmedi, n'olur oğlum da biraz yaşasın" diye. Pazarlık yapmaya çalışmıştım aklım sıra Allah'la, "ben 30 sene yaşadım, oğluma da 30'a kadar izin ver" diye. Ama şüphesiz ki Allah olması gerekeni biliyordu ve benim yürek acısıyla ettiğim o yakarışları duymadı. Isyan sayma Allah'ım, affet beni, garip ciğerimin kavruluşundandı bil Ya Rabbi..

Ömrümden ömrüne katamadım oğlum. Sen 1 yıl yaşayıp öldün, bense 33'ü bitirdim. Utanıyorum..
Devamı --> »

11 Mayıs 2015 Pazartesi

2
yorum
Anneler Günüydü dün..

Anneler Günüydü dün..
Dünyada birçok ülkede "kutlanan" gün..
Ama bana kutlanası bir gün gibi gelmiyor artık.
Annesi ölmüş olana bir dert..
Anne olamayana bir dert..
Anne olup da çocuğu ölene daha bir dert sanki..
Ne anne oluşumu bilebildim dün, ne de hiç anne olmamış biri gibi durabildim. Annemin Anneler Gününü kutladım ama bir yandan bana "Evlatlarımızla nice seneler yaşayalım" diye mesaj yazan yakın bir arkadaşıma darıldım. Ben evlatlarımla "nice seneler" değil sadece bir sene yaşayabildim diye niye yüzüme vuruyor ki, niye bana laf soktu ki şimdi diye çok kızdım içimden. Sonra olsun dedim, varsın öyle desin canım arkadaşım. Kötü bir şey dememiş ki, tabi ki evlatlarınızla nice seneler yaşayın inşallah. Bunu ben senin öldüğün günden beri söylüyorum diğer anneler için.
Abin, bütün varlığını seferber etti dün mutlu edebilmek için beni. Sürpriz hediye aldırdı babana, bana minik yalanlar söylemeyi göze alarak. Oysa almaması için çok önceden tembih etmiştim abini, "Senin varlığın zaten bana hediye oğlum" demiştim. Hediye istemiyorum artık nedense, direk böyle diyemesem de gerek yok diye hediye almamaya ikna etmeye çalışmıştım abinle babanı. Yakıştıramıyorum artık kendime hediye,  hele de Anneler Gününde..
Şükürler olsun Allah'ıma, anne olmayı nasip etti, abini verdi, seni verdi bana. Ama.. İsyanımdan değil hediye istemeyişim, küskünlük değil. Sadece anlamsız geliyor. Evladı için cayır cayır yanan bir yüreğe hediye kâr eder mi?
Yaşasaydın kimbilir, bir çiçek mi tutuştururdu baban eline, bana veresin diye. Ya da abin kendisi için güzel bir hediye seçerken bana, senin eline komik, saçma ya da boş bir paket mi verirdi annemize ver diye. Sırf sana ilerde anlatıp kızdırmak için seni. Biliyorsun çok takılırdı sana abin.
Bu arada aklıma gelmişken. Abin seni çok özlüyor annecim, hem de çok. Belli etmiyordu belki afacanlığından ama inan çok sevmişti seni. Şimdiki özlemi de o yüzden işte. O kadar çaresiz bırakıyor ki beni bazen. Dolu dolu gözlerini gözlerimden kaçırarak "Anne, bazen kardeşim için çok üzülüyorum" diyor. Az önce yatarken dediği gibi.  İçten içten zaten yanan bağrımı  alevlendirerek yakıyor bazen abin, büküyor belimi çaresizlikten. "Anne, bir kardeşim daha olacak mı benim" diye sorarak dünyayı yüklüyor omuzlarıma.
Abin çok özlüyor seni annecim bilesin.
Çok özlüyoruz, bilesin..
Devamı --> »

21 Kasım 2014 Cuma

Ölen oğula mektup..

Sizin hiç canlı canlı kolunuzu kestiler mi?
Hiç elinizi uzattınız mı ocakta yanan ateşin üzerine?
Demir tokmakları, başınıza başınıza indirdiler mi iri yari adamlar?
Gözü dönmüş birileri, kırdılar mı parmaklarınızı?
Tel örgülere takıldı mı sırtınız yerlerde sürünürken?
Birisi gelip kolunuzu kıvırdı mı arkaya, zorlayarak ''çat'' diye kırıverdi mi?
Çaresizlik denilen, çaresi bulunamayan tek gerçek, sarıldı mı bogazınıza?
Adamın biri gelip iki gözünüze iki parmağını sokup, kör etti mi sizi?
Büyük değirmen taşlarını getirip koydular mı üzerinize sırt üstü yatarken?
Iyice bilenmis bir bıçağı, böğrünüze sokup çevirdiler mi 360 derece?
Ayağınız kayıp yola düştüğünüzde, bacağınızın üzerinden hiç kamyon geçti mi?
Su diye size uzatılan bardağı kafanıza diktiğinizde, içinde asit olduğunu farkettiniz mi?
Demir bir çubuk, boğazınızdan girip boynunuzun arkasından çıktı mı hiç?
Yolda sessiz sakin yürürken, aniden birisi gelip suratınızın en ortalık yerine muhteşem bir yumruk savurdu mu?
Balkondan düşen koca bir saksı, tam kafanızın ortasına indi mi?
Evinizin alev alev ateşler içinde yandığını seyrettiniz mi?
Bir insanın sel suları içinde çırpına çırpına can verdiğini gördünüz mü?

Veya bütün bunları görmemiş, yaşamamış bile olsanız, biraz düşününüz..Iste bunların hepsi bir anda benim başıma geldi.19 yıl babalık etmeye çalıştığım, ALLAH ın bana emaneti,canım, gülüm,hayatım, her şeyim, bitanem, sebeb -i hayatım, evladım, oğlum Nihad, 3 dakika içinde yok olası kollarımın arasında ölüp gitti.Yapacak hiçbirşeyim yoktu. Kapının camı, şah damarını kesmişti.Fıskiye gibi kan fışkırıyordu.Kan fışkırıyordu,umutlarım, istikbalim, hayatım yerlere dökülüyordu. Bana yakın durması gereken ölüm, beni ölmeden öldürüyordu. Bugün senden ayrılalı tam 1 yıl oldu.365 günün bir tanesinde bile seni göremedim, elini tutamadım, yanağını öpemedim, bağrıma basıp sıkı sıkı sarılamadım. Evde tek başıma otururken, kapiüıda anahtar dönmedi ve sen içeriye girmedin. Bir tek gece odanın ışığı yanmadı.Ben kapını açıp ''yatıyorum, sen yatmıyor musun?'' diye soramadım.


YASAMAK CANIMI SIKMAYA BASLADI. Gül senin aradığına dair bir tek not vermedi tam 365 gündür. Bu kadar çabuk mu unuttun beni diye düşünüyorum zaman zaman. Ama beni unutmayacağını, unutmadığını biliyorum, ben de biliyorum, halan da biliyor, enişten de, Ece de. Ama oradan bir baglantı kurulması mümkün değil... Günler geçiyor arslanım.Her geçen dakikayı, beni sana yaklaştırdığı için seviyorum. Eskiden nasıl üzülürdüm, zaman geçiyor, bir gün senden ayrılacağım diye. Ama şimdi, herşey tersine döndü. Herşeye tahammül edebiliyor insan. ALLAH böyle bir sabır vermiş kullarına. Ama tahammülü olmayan bir tek şey var; senin sevginden mahrum olmak. Bunu hissedememek. ISTE ÖLMEDEN BU ÖLDÜRÜYOR INSANI.......... 


Cenk KORAY
Devamı --> »

Ogluma..

Dinle ahuzarım, kulak ver bana
Kalbimin sesini duyuver oğlum
Gidişin bağrımı buladı kana
Gel de şu ölümden cayıver oğlum.

Kapkara kış ettin baharlarımı
Melekler dinliyor feryatlarımı
Seller gibi akan gözyaşlarımı
İçimde yangına sayıver oğlum.

Hayalin gözümde, adın dilimde
Arayıp dururum seni her yerde
Arada sırada rüyama gel de
Yürekte yaremi sarıver oğlum.

Dağ taş inliyor feryatlarımdan
Tad alamaz oldum yaz baharımdan
Eğer mümkünse çık mezarından
Gelip de koynuma giriver oğlum.

Bilmem, bilmem rahat mısın karanlık yerde
Yüreğim gark oldu olunmaz derde
O güzel başını kaldırıver de
Perişan halimi görüver oğlum.

Hasret oldu bana güzel gülüşün
Zehretti hayatı ani ölüşün
Şu an ne haldeyim hele bi düşün
Düşün de elimden tutuver oğlum.

Dizimde dermandın, gözümde ferdin
Ağlasam ağlardın, gülsem gülerdin
Neden ellerimi bırakıp gittin
Şimdi boşluktayım biliver oğlum.

Felek vurdu suskun etti dilimi
Kopardı dalından gonca gülümü
Bu ayrılık yaman büktü belimi
Yetiş imdadıma koşuver oğlum.

Kırkbeşinde konan talih kuşumdun
Hem canım sevgilim, hem baboşumdun
Çok erken kaybolan mutluluğumdun
Yaktıkça bağrımı yakıver oğlum.

Özledim sesini ,tatlı dilini
Nakşettin beynime en son halini
Çaldın hayatımın paydos zilini
Şu benim hesabı kesiver oğlum.

Her günümden iyi ettin dünümü
Gidişinle reva gördüm ölümü
Madem verdin bana idam hükmünü
Gel de şu ipini çekiver oğlum.

Takdir Allah’ındır etmedim isyan
Lakin, lakin bu acıya dayanmıyor can
Sensiz bir hiçim ben derdime inan
Beni de yanına alıver oğlum
Beni de yanına alıver oğlum
Oğlum… 

Bedirhan GÖKÇE

http://www.izlesene.com/video/bedirhan-gokce-ogluma-siir/2723581

Devamı --> »

8 Ekim 2014 Çarşamba

Sabır ver Allah'ım..

Evladın ölümüne sabır

Sual: Küçük çocuğumuz öldü. Ana-baba olarak çok ağladık. Bize günah oldu mu?
CEVAP: Ağlamak merhametten ileri gelir. Ağlamak günah olmaz. Bağırıp çağırıp isyan etmek günahtır. Çocuğun ölmesi, malın elden çıkması, gözün kör, kulağın sağır olması, bir uzvun telef olması gibi, insanın isteği ile ilgisi olmayan musibetlere sabretmekten daha faziletli sabır yoktur. Sabredenlere verilen sevabın miktarını Allahü teâlâdan başkası bilmez.
     Musibetlere sabır, sıddıkların derecesidir. Bunun için Peygamber efendimiz şöyle dua ederdi:
     (Ya Rabbi, bana öyle yakîn ver ki, musibetler bana kolay gelsin!)[Tirmizi]
     Oğlu İbrahim ölünce de, (Ya İbrahim, ölümüne çok üzüldük. Gözlerimiz ağlıyor, kalbimiz sızlıyor. Fakat, Rabbimizi gücendirecek bir şey söylemeyiz) buyurmuştu.
     (Bir çocuk ölünce, Allahü teâlâ, bildiği halde, meleklerine sorar:
     -  Kulumun çocuğunu aldınız, kalbinin meyvesini kopardınız. Peki kulum buna ne dedi?
     -  Ya Rabbi, hamd edip teslimiyet gösterdi.
     -  O kuluma Cennette bir ev yapıp, adını da, “Hamd evi” koyun!)
[Tirmizi]


Bunları Cennete götürün

     Kıyamette Allahü teâlâ, müminlerin çocukları için, (Bunları Cennete götürün) buyurur. Melekler, çocukların Cennete girmesini söylerler. Çocuklar, (Ana-babamız hani?) derler. Melekler, (Onlar sizin gibi günahsız değildir. Görülecek hesapları var) derler. Çocuklar ağlaşır, (Ana-babamızı almadan girmeyiz) derler. Cenab-ı Hak, çocuklara buyurur ki:
(Ey yavrular, haydi gidin, ana-babanızı da alıp Cennete girin!)[Nesai]

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

     (Küçükken ölen çocuklar, ana-babaları ile karşılaşınca, ellerinden tutup, ana-babaları Cennete girinceye kadar, onlardan ayrılmazlar.) [Müslim]
     (Hiçbir Müslüman yoktur ki, büluğa ermemiş bir çocuğu ölsün de, Allahü teâlâ, bol rahmeti sebebiyle, onu Cennete koymasın.)[Buhari, Nesai]
      (Üç evladı ölmüş olan bir Müslüman ateşe girmez.) [Buhari, Müslim]
(Kimin bâlig olmamış üç evladı ölmüşse, bu çocuklar, onu ateşten koruyan bir kale olur, ölen evlat iki, hatta bir olsa da...)[Tirmizi]

      Peygamber efendimiz, (Üç çocuğu ölen, Cennete girer) buyurdu. Oradakiler, (İki çocuğu ölen de mi?) diye sual edince, (İki çocuğu ölen de Cennete girer) buyurdu. (Ya bir çocuğu ölen?) diye tekrar sual edilince, buyurdu ki: (Allah’a yemin ederim ki, bir çocuk doğup hemen ölse, annesi sabredip sevabını Allahü teâlâdan beklerse, annesini Cennete götürür.) [Taberani]

      Yine buyurdu ki:
     (Alan da, veren de Allahü teâlâdır. Çocuğu ölen o kadına taziyede bulunun. Sabretsin, ecrini görecektir.) [Müslim]
     Musibete uğrayanı teselli etmelidir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
     (Çocuğu ölen kimseyi teselli edene Cennet hırkası verilir. Musibete uğrayanı teselli eden, onun sevabı kadar sevap kazanır.) [Tirmizi]

Sual: Küçük çocuklar da ölürken sıkıntı çeker mi?

CEVAP: Bir Müslümanın çocuğu, ölüm döşeğinde iken, 360 melek gelir, o masumun karşısında durup, (Ya masum, müjdeler olsun sana, bugün, ölmüş olan, âbâ ve ecdadını ve bütün komşularını, Hak teâlâdan dile) derler.
      Melekler, başına bir şefaat tacı ile gayret ve kuvvet gömleğini giydirip, gözünün perdesini kaldırırlar. Perdeler kalkınca, tâ Hazret-i Âdem aleyhisselamdan beri, geçmiş ecdatlarını görür. Onların bazısı için hazırlanan azabı görünce, haykırıp titrer. Bunu bilmeyenler can çekişiyor zanneder.
     Can alıcı melekler gelirler, (Ya masum, âlemlerin yaratıcısı sana selam söyleyip, “Ben onu yarattım, yine bana gelsin. O ruh emanetini ben verdim, yine bana versin. Onun karşılığında ona Cennet ve didar vereyim” buyurdu. Haydi yüzünü çevir, bak) dediklerinde, o masum da, bakar, melekleri görür. Sevinçten coşup titrer ve döşeğinde can vermeye atılır.
Yine o azap içindeki ecdatları gözüne erişince, yine canını vermek istemeyip, (Ey melekler! Allahü teâlâ, akraba ve ecdadımı bana bağışlasın) der. Allahü teâlâ da, (İzzim hakkı için bağışladım)buyurur.
     Melekler, (Ya masum, sana müjdeler olsun, Hak teâlâ, imanı olanların günahlarını bağışladı ve bütün dileklerini kabul eyledi) dediklerinde, masum sevinçli iken, masumun anası ve babası suretinde iki huri gelip, kollarını açarak, (Ey evladımız, bizimle gel, biz Cennette sensiz olamayız) derler.
Masumun eline bir Cennet meyvesi verirler. Masum, meyveyi koklarken Azrail aleyhisselam, kendi gibi, bir güzel masum olup, habersizce canını alır ve Cennete götürür.
      Orada, yeşil bir sahra vardır. Masum, (Beni buraya niçin getirdiniz) diye sorar.
     Melekler şöyle cevap verirler:
     Kıyamet yeri vardır. Çok sıcaktır. Bu sahrada, 70 bin rahmet pınarı vardır. Resul-i ekremin havzının başında durup, nurdan bardakları görürsün.
     Anan, baban kıyamet yerine geldiklerinde, bu bardakları su ile doldurup, onlara verirsin ve onları bırakma ki, Cehennem yoluna gitmesinler. Çünkü, senin duan, Hak katında makbuldür. Cuma geceleri, yeryüzüne inersin. O vakit Allahü teâlânın selamını, Müslümanlara ulaştırırsın.

     Ne mutlu, çocuğu ölüp de, sabreden ana-babaya...

Devamı --> »

20 Eylül 2014 Cumartesi

Günlük tutmak..

     Bir annenin bebeği için günlük tutması.. Ne kadar anlamlı, ne kadar ince bir davranış değil mi? Daha hamileyken başlar yazmaya, bütün heyecanını, hislerini, hazırlıklarını yazar. Bebeği doğunca yaşadığı sevinç katlanır, onun büyümesini adım adım not eder. Hayali; bebeği büyüyüp kocaman bir birey olduğunda ona vermektir o günlüğü, 18 yaşına girdiğinde, üniversiteye giderken ya da evlendiğinde..

     Ben de o niyetle yazdım sana annecim. Sana hamile olduğumu anlar anlamaz yazmaya başlamıştım. Hergün değil ama önemli birçok anı yazmıştım. Kalp atışını ilk dinleyişimiz, ultrasonda seni ilk görüşümüz, cinsiyetini öğrendiğimiz gün, sana koyacağımız ismi belirleyişimiz, doğumuna az kalış ve doğduktan sonra sen.. O kadar mutlu etmişsin ki beni sanki dünyanın en mutlu insanıymışım o zamanlar. Şimdi ise yazdığım her cümle canıma batıyor, kıvrandırıyor acıdan. O anlara bir kereliğine bile olsa dönebilmek için canımı veririm ama olmuyor annecim.

     Günlüğü sana vermeyi hayal ediyordum ben de ama kaldı elimde annecim, atsam atamıyorum, okumaya dayanamıyorum. O defterde değil burada anlatıyorum sana artık günlerimi, yaşadıklarımı, hislerimi. Farketmişsindir belki, artık heyecanımı, mutluluğumu değil acımı anlatıyorum sana. Ama olsun annecim, sana diyemediklerimi demek, hiç okuyamayacağını bilsem de yazmak istiyorum oğluşum. 

     Bir ölüye mektup yazmak benimki biliyorum. Psikolojik açıdan pek de iyiye işaret değildir belki ama içimden böyle geliyor oğlum, aklımı kaybetmedim ama seninle konuşmak rahatlatıyor annecim.

     Duymadığını bilsem de sana yine "oğluşum, yavrum, annecim" demek, minik kuzumla konuşmak.. İçimden gelen sadece bu..

Devamı --> »

31 Ağustos 2014 Pazar

12
yorum
Melek oğluşum..


     Melek oğluşum Asil Miran,

     Hep duyardım ölümleri, hep izlerdim ekranlardan evladı ölen anneleri.. Üzülür acırdım onlara, bazen ağlardım bile onlarla. Ama hiç bilememişim oğlum, hiç duyamamışım ölümün acısını. Seni kaybedene kadar...

     Şimdi her şey değişti oğlum, bildiğim her şey değişti artık. Meğer bu dünya ne kadar anlamsızmış, ne kadar değersizmiş her şey. Ya da tam tersine ne kadar değerliymiş insanın evladının yaşıyor olması...

      Şöyle bir acı, şu kadar yanıyosun diye anlatmak çok zor bunu. Ama şöyle birkaç cümle belki biraz tarif eder acımı; bütün iç organlarının büzüşüp içinde bir yerlerde sıkıştığını, hakikaten ciğerinin yüreğinin ezildiğini, kanadığını hissediyorsun. İnliyorsun acıdan. Bir nefes çekiyorsun içine istemsiz, sonra o nefesi oğlunun alamadığını algılıyorsun. Onun artık nefes almaması ve senin alıyor olman..Hani anneler yemedim yedirdim, giymedim giydirdim derler ya çocuklarına. Nefes almayıp aldıramıyorsunuz evladınıza işte. Ne kadar acımasız hayat.. Kendi nefes alışına vicdanı yanar mı insanın, kendi nefesinden utanır mı insan? İşte bu, yaşamaya mecbur olmanın acısı da yanına eklenince bütün hücrelerinin inlediğini hissediyorsun oğlun ölünce, aldığın her nefesin ciğerine battığını, ciğerini hissediyorsun..

     Hala inanabilmiş değilim senin öldüğüne, algılayamıyorum hala ölümünü. Çünkü bebekler ölmez gibi geliyor bana. Annesi yaşarken, annesi gençken, sapasağlamken bebek nasıl ölebilir? Daha büyütecek annesi onu, yürütecek konuşturacak oynatacak bebeğini. Ya bebek, o neden ölür ki... Daha yapılacak çok şey var onun için, daha hiçbir şeyi görmedi, anlamadı ki... Daha hayattan çok alacağı var, bırakıp her şeyi ölür mü ki...

     Oğlum, güzel oğlum.. Hakikaten ne kadar güzeldin oğlum. Her anneye kendi çocuğu güzel gelir tabi ama sen gerçekten çok güzeldin. Bak bunu yazarken yine oluyor, yine canımı çok acıtıyor; di'li geçmiş zamanda yazamıyorum, geçmiş zamanda anlatamıyorum seni. O kadar zor ki seni geçmiş zamanda bırakıp şimdiki zamanı yaşıyor olmak. Ama bir gün beni de di'li geçmiş zamanda anlatacaklar, o bir gün gelecek biliyorum. Ve o zaman ben cennette senin yanında, sonsuz ve ölümsüz bir şimdiki zamana başlayacağım. İnşallah..

     Şükürler olsun Allah'a ki, beni de inananlardan kıldı. Şükürler olsun inancım tam. Yoksa bu acıya dayanılmaz, imkansız! Eğer bu dünyanın geçici olduğunu asıl hayatın öldükten sonra başladığını bilmesem, orda kavuşabilme ihtimalini bilmesem duramam annecim, duramam böyle. O güne, kavuşmaya olan inancım beni ayakta tutuyor. "Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler." denir ya hani "her şerde bir hayır" vardır ya işte öyle sığınıyorum Allah'a. Çünkü ben bilemem, benim aciz aklım, iradem bunu bilmeye yetemez. Allah'a sığınıp, O'na teslim olup, O'ndan yardım diliyorum. Biliyorum ki dünyanın en zor acısını bana veren Allah'ım beni böyle ortada bırakmaz. Vardır O'nun bunda da bir hikmeti. Çünkü Allah kullarına zulmetmez..

Devamı --> »