Kategoriler

ölüm acısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölüm acısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2018 Pazartesi

Hayatın çarkları..


Her gün aynı düzende akıyor hayat.
Başkaları değil tabi ama benim de o çarkların içinde dönüyor olmam acı.
Ama acı da olsa bir işe yaradığı kesin, oyalıyor insanı.
Çünkü ne zaman dönüp duran çarklardan kurtulup içime dönsem sen düşüyorsun gönlüme ve yeniden kanıyor bağrımdaki sızı.
İşten eve koştururken 5 dakika durup güneşin batışını izleyeyim dedim,
Olmadı..

Devamı --> »

3 Temmuz 2018 Salı

6
yorum
Kuyu..




Hıçkıra hıçkıra, bağıra bağıra ağlayasım oluyor bazen.
Haberlerde izlediğim, gazetede okuduğum bir habere ya da yolda gördüğüm yaşlı bir amcaya.
Dinlediğim bir bağlama sesine ya da türküde geçen bir cümleye.
Bazen de durup dururken.
Haykırarak ağlayasım geliyor.
Senin acına dayanmak için bütün gücümü harcıyorum demek ki
En ufak bi duygu yoğunluğu takatten düşürüyor.

Senden kalan basit, kırık bir oyuncak parçası ciğerime saplandı mesela dün.
"O kadar oyuncağın içinden şu kırık kelebek kanadıyla oynardı Asil Miran" dedim babana.
Dedim, birkaç saniye susup içimdeki sızıyı dinledim ve değiştirdim konuyu.
Geçti sandım, geçmemiş.
Kuyuyu taşırmış meğer.

Yüreğimde bir kuyu var diyor
um bazen.

Sana yanışlarımla yavaş yavaş doluyor.
Aklıma düştüğünde gelen feryatlarımı bir bir o kuyuya atıyorum.
Daim aktif.
Azar azar, yavaş yavaş dolup taşıyor.
Tüm gün hiçbir şey atmadığım da oluyor, bir anda kuyuyu tamamen doldururcasına yandığım da.

Sadece beni yakıyor artık o acı kuyusu, za
rarsız yani

Görünmüyor dışarıdan.
Önceden gözlerimden fışkırırdı kuyunun alevleri,
Bana bakan üzülür, acırdı.
Gözlerim de saklanmayı öğrendi zamanla.
Gözlerim görünmüyor dışarıdan.




Devamı --> »

5 Mayıs 2018 Cumartesi

4
yorum
Koyun koyuna yatabiliriz..


Acın zamanla azalacak derlerdi. Çok kızardım içimden. "Neden azalsın ki, oğlum geri mi gelecek sanki, ya da ben  bebeğini unutacak kadar kötü bir anne miyim ki.. Azalmayacak acım, çünkü bundan sonra her zaman oğlu ölen bir anne olacağım ben. Ölen oğlum geri gelmeyeceğine göre bu asla değişmeyecek." derdim.

Her 5 Mayıs yaklaştığında yüreğimin lime lime kesildiğini hissederken; hastanedeki çaresiz bekleyişimi, ölüm haberini duyuşumu, seni toprağa gömüp eve gelişimi kafamda defalarca defalarca yaşayıp yaramın tekrar deşilip kanadığını hissederken anlıyorum ki acı azalmıyor. Sadece o acıyla yaşamaya alışıyor insan. Vücut acıya alışıyor yani.

"Acı eşiği" tabiri vardır ya, o çoook çok yükseliyor. Artık normal insanların üzüldüğü, bozulduğu şeyleri sen görmüyorsun bile. İçinde kopan fırtınayla, yanan ateşle mücadele ederken dışardaki esintileri farketmiyorsun. Hani demişler ya "yalan dünya" diye, onu anlıyorsun artık ve yalan bi dünyayla uğraşacak takatin olmuyor.

Çok anlatmayacağım ama bu 5 Mayıs'ta da aynı acılar derin yaramı dağlamakta, günlerdir acı eşigim zorlanmakta.

Bir fark var ama öncesine göre.
4 yıl bitti.
Senin ölümünün üstünden 4 yıl geçti.
Aynı mezara ikinci cenazeyi koyabilmek için gereken yasal süre geçti.
Artık ölünce senin mezarına gömülebileceğim.
4 yıl sürüyormuş ölen bedenin tamamen çürümesi, o yüzden 4 yıl geçmeden yeni cenazeyi koyamıyorlarmış aynı mezara.
Geçti.
Nasıl geçecek dediğim 4 yıl da geçti.

Vasiyetimdir, baban bilir.
Ölünce ben, Karşıyaka U10-2585'i açsınlar, senin kemiklerini toparlayıp benim başucuma, yüzümün hemen yanına koysunlar. Seni koklaya koklaya uyuyayım orda. Çürüdü gitti beden, kokusu falan kalmadı diyenler olacaktır ama ben o mis kokunu alırım yine. Allah'ın izniyle..

Sen de daha minicikken anne kucağı yerine yattığın o kara toprakta tekrardan duyarsın belki anne sıcaklığını. Gerçi şükürler olsun sen zaten Cennet'in en güzel yerindesin ama küçücük bebek bedeninin o buz gibi toprağın altında oluşu da çok canımı yakmakta.

4 yıl önce  seni toprağa verirken bir elimi koymuştum üzerine toprak atılırken, çekememiştim. Epeyce bi toprak altında kalmıştı ve o ıslak toprak elimi kapladıkça buz kesilmişti elim. Sonraki dönemde mezar taşın yapılana kadar da her ziyaretimde toprağına sokardım elimi. Hep hatırlarım o soğukluğu elimde ve o yüzden yanar içim seni orda düşündükçe. Allah'ım affetsin beni..

4 yıl geçti .
Artık ben ölünce bu dünyada doyamadığım kokuna doya doya, anne-oğul koyun koyuna yatabiliriz.

Devamı --> »

31 Mart 2016 Perşembe

Unutursun..


"Unutursun için yana yana,
Unutursun ölüm sana,bana...
Zaman basıp kanayan yarana
Unutursun.."



Sahi!
Ne oldu oğlum?
Ne oldu, nasıl oldu?
Dolu dolu, an an seninle yaşarken,
Nasıl oldu da iki senedir sen yoksun ben devam..

İnsanoğlu mu kötü acaba? 
Hani bir tür hayvanız ya biyolojik olarak.
Öyle mi?
Yoksa Allah'ın bize çektiği bir ayar mı bu?
Şüphesiz ki bu, değil mi?
Allah en doğrusunu bilir ve yapar.
İnsanoğlunu da en doğru şekilde yarattı şüphesiz.

Dişi insan, yavrusu olunca herşeyini ona adar,
Tüm zorluğa, yorgunluğa rağmen yavrusuyla geçen bir anında bile "Off" demez.
Sever yavrusunu, doymaksızın sever,
Ölesiye sever..
Ama ölürse yavrusu, anneden önce
O düzen, o ayar devreye girer ve anne, ona imkansız gelen şeye dayanır.
Bir şekilde, hiçbir şey yapmadan..
Ne yapacağını bilemez anne ama Allah kurgulamıştır herşeyi.
Dişi insanın birşey yapmasına gerek kalmadan zamanla..
Zamanla..
Yaka yaka..
Acıta acıta..
Ama dayana dayana..
Devamı --> »

1 Mart 2016 Salı

Mevlana'nın ağıtından benim duyduğum..

Ölüm acısını gördü tatlı can, koyuldu işte böyle ağlamaya.
Olanlar oldu, gitti oğlum benim.
Şu dünya bir altüst olsa, ağlasa yeri var; öylesine topraklar altında kalmışım..
Devamı --> »

31 Aralık 2015 Perşembe

"İnsanın kolları özler mi?"

"İnsanın kolları özler mi?" demiş..
Deme Sergül öyle deme lütfen basma benim de yarama.
Bir annenin kucağı boş kalınca ne çeker bilirim..
O kollar çoook özler, bilirim..

Yolun Neresindeyim?: Nasılım?: En çok ben merak ediliyorum. Nasılım? İyiyim demek adetten ama iyiyim. İnsan beyni böyle programlanmış. Yemek yiyor, sohbet e...
Devamı --> »

26 Aralık 2015 Cumartesi

5
yorum
Peygamberimiz de ağlamış..


Hz. İbrahim, 16. ayına henüz ayak basmıştı.
Bu sırada Peygamber Efendimiz, onun hastalandığı haberini aldı. Sevgili oğlunun annesi Hz. Mâriye ile birlikte oturdukları bağ içindeki evine gitti.
Peygamber Efendimiz, hasta yatan nurtopu oğlunun gözlerinde eski par­lak­lığı ve hareketli bakışları göremiyordu. Gürbüz ve hareketli İbrahim, bir anda sessiz, sâkin ve dünyadan küsmüş gibi duruyordu. Bu haliyle ebedî âleme yol­cu olduğunu adeta ifade etmek istiyordu.
Bunu fark eden Efendimiz, kucağında tuttuğu sevgili oğlunun yavaş yavaş kayan gözlerine bakarak, “Allah’ın takdirine karşı elden ne gelir, ey İbrahim?” diye buyurdu.
Az sonra İbrahim, fani dünyaya gözlerini yumdu.
Bu esnada Efendimizin mübarek gözlerinden yaşlar boşandı.
Hz. Abdurrahman b. Avf, “Yâ Re­sû­lal­lah! Siz de mi ağlı­yor­su­nuz? Böyle ağ­lamaktan halkı menetmemiş miydiniz?” deyince, Efendimiz şöyle buyur­dular:
“Ey İbni Avf! Ben size günah ve ahmaklığın ifadesi olan iki ağlayış ve bağı­rışı yasakladım: Nimete kavuşulduğu sıradaki eğlence, oyun bağırışından ve musibet ve felâket sırasındaki bağırışıyla yüz göz tırmalamak, üst baş yırt­mak­tan... Benim bu ağlamam ise, şefkatin eseridir, acı­madan ibarettir. Merha­met etmeyene, merhamet edilmez!”

“Göz Ağlar, Kalp Üzülür”

Peygamber Efendimiz, yukarıdaki dersinden sonra da gözyaşlarına hâkim olamadı. Gözleri yaşla dolunca, “Göz yaş döker, kalp tees­sür duyar. Biz, Yüce Rabbimizin râzı olacağı sözden başkasını söy­lemeyiz” buyurdu ve ilave etti: “Vallahi, ey İbrahim! Senin ayrılığın, bizi fazlasıyla mah­zun etti!”
Bir erkek evlada doyamamanın hasretli gözyaşlarını akı­tan Efen­dimiz, daha sonra karşısındaki dağa bakarak, “Ey dağ! Eğer ben­deki üzüntü sende olsaydı, muhakkak, yıkılmış, gitmiştin! Fakat biz, Allah’ın bize emrettiğini söyleriz: ‘İnnâ lil­lah ve innâ ileyhi râciûn.’”

Ağlama günahtır diyenlere, ben Meleklerle ağlıyorum diyebilmek isterdim.
Ağlamak da isyan etmek sayılır diyenlere, Peygamber Efendimizin "Bu benim ağlamam şefkatin eseridir" cümlesini hatırlatmak isterdim.
Ama o kadar yoruldum ki insanlara açıklama yapmaktan.
Haklısın deyip geçiyorum, haklısın ağlamamam lazım deyip geçiyorum.
Bebeğini toprağa vermiş bir anne ağlamamalı.
Taş olup yutmalı içindeki yangını.
Yanan bağrını tuta tuta gülmeli değil mi?

Devamı --> »

7 Mart 2015 Cumartesi

Ağlama, günahtır..

"Ağlama, günahtır.." diyorlar annecim.
"Isyan ediyorsun ağlarken.." diyorlar.

Bilmiyorlar ki ben en çok Allah'ın huzurunda ağlıyorum. Bilmiyorlar ki ben en rahat Allah'a derdimi dökebiliyorum, en çok ona anlatınca rahatlıyorum.

Seccadenin üzerinde kırk büklüm olup çok inledim, çok yalvardım Allah'a. Çok kez bir tek sure bile okuyamadan, bir cümle dua bile edemeden öylece otururdum Allah'ın huzurunda. Dayanacak gücüm kalmadığında, nereye gidip nasıl sabredeceğimi bilemediğimde, canımın acısından nefes alamadığımda bazen abdest bile alamadan seccadeye oturup Allah'a teslim ederdim kendimi. Bana verdiği bu emanet canı, bu bedeni taşıyamadımda bir süre O'na teslim eder, O'nun verdiği güçle biraz rahatlayınca tekrar teslim alırdım emanet canı, bedeni.

Hala da ara ara rahatlamak için kıldığım, ne vakte ne tamı tamına kurallarına uymayan namazlarımda uzunca otururum seccadenin başında. Başımı secdeye kapatıp dakikalarca ağlarım. Bilmiyorum günah mıdır? Bilmiyorum inanan bir Müslümanın yapması uygun mudur?  Ama tek bildiğim Allah'a sığınınca rahatladığım, onun karşısında ağlayarak bütün yükümü bir süreliğine de olsa attığım.

Günahsa Allah'ım affetsin. Ama ağlamadan duramıyorum oğlum. Senin ölümünün acısına alışamıyorum kuzum.
Devamı --> »