Kategoriler

25 Kasım 2014 Salı

Kar..

     Kar.. Herkes için farklı anlamlar, hisler taşır. Herkese farklı farklı şeyler anımsatır. Ben pek sevmezdim karı, kışı. Ama öyle dayanamadığım da yoktu hani. Karda kışta dışarda kalan evsizler için üzülür, onlar için karın zulüm olabileceğini düşünürdüm sadece. Bize ne zararı vardı ki karın, kışın; en fazla ne kadar kötü olabilirdi ki? 

     Meğer ne kadar acı verirmiş kar, ne kadar can yakabilirmiş meğer şimdi anladım. Ne kadar durumun iyi olursa olsun, kışın evinin içini ne kadar ısıtırsan ısıt o kar ciğerine ciğerine yağıp, dondurabilirmiş bütün dimağını. Bana da oldu oğlum, mezarının üstünü kaplayan o bembeyaz karı görünce ciğerim parça parça bölündü, en ağır işkenceyi çekti beynim, yüreğim. Ben sıcak evden çıkıp, sıcacık montuma sarılıp gelmiştim yanına ama sen buz gibi toprağın altında üzerin karla örtülmüş yatıyordun annecim. Bu ne zalim hayat böyle. Anneler kendi yemez yedirir, kendi giymez giydirir evlatlarını. Ama ben seni giydiremiyorum işte, seni soğuktan koruyamıyorum. Evladımın üzerine yağan karı engelleyemiyorum.

     Ellerimle atmaya çalıştım mezarının üstünde biriken karları, konduramadım sana, yakıştıramadım o küçücük mezarının kar altında olmasını. Ama baban dur dedi oğlum, "Dur, uğraşma.." diyebildi bana sadece. O anlamıştı bunun çözüm olmadığını, mezarının kar altında kalmasını engelleyemeyeceğimizi anlamış ve bana boşuna uğraşma demişti içi yanarak. Ağlıyordu baban da ama biliyordu o karın orda durması gerektiğini, biliyordu Allah'ın böyle istediğini. 

     Bıraktım o zaman karları temizlemeyi. Haklıydı çünkü baban. O tek kelimeyle, "uğraşma" diyerek anlatmıştı bütün çaresizliğimizi. Uğraşmamalıydık boş yere, değiştirmeye gücümüz yetmezdi çünkü, Allah böyle istemişti çünkü. Razı olmalıydık biz de..
   
Devamı --> »

21 Kasım 2014 Cuma

200.gun..

     Kuzum, güzel oğlum benim.. 200.gün bitiyor bugün annecim. Kucağımdan, bağrımdan kopup gideli 200 gün geçti. Dile kolay işte, böyle yazarken ne metanetli görünüyorum değil mi? 200.gün bitiyor bugün derken nasıl da alışmış görünüyorum. Ama öyle değil annecim, ne buna dayanabiliyorum ne de bu acıyı azaltabiliyorum. 200 gündür yanan bir ateş var içimde, kavruldu bağrım..

     Ölümüne inanamıyorum, belki bir şey olur da geri gelirsin diye bekliyorum. Hani her sınav biter ya, bu acı da benim sınavım ya belki biter diye bekliyorum işte. Sakın isyan ettiğimi düşünme oğlum, ben Allah'a bıraktım her şeyi, ondan gelen gelecek her şeye razıyım. Belki o acır bana diye düşünüyorum. Çünkü çok zor annecim, çektiğim acıyı bir tek o biliyor zaten, içimdeki yangını o biliyor, dayanamadığımı biliyor..

Devamı --> »

Ölen oğula mektup..

Sizin hiç canlı canlı kolunuzu kestiler mi?
Hiç elinizi uzattınız mı ocakta yanan ateşin üzerine?
Demir tokmakları, başınıza başınıza indirdiler mi iri yari adamlar?
Gözü dönmüş birileri, kırdılar mı parmaklarınızı?
Tel örgülere takıldı mı sırtınız yerlerde sürünürken?
Birisi gelip kolunuzu kıvırdı mı arkaya, zorlayarak ''çat'' diye kırıverdi mi?
Çaresizlik denilen, çaresi bulunamayan tek gerçek, sarıldı mı bogazınıza?
Adamın biri gelip iki gözünüze iki parmağını sokup, kör etti mi sizi?
Büyük değirmen taşlarını getirip koydular mı üzerinize sırt üstü yatarken?
Iyice bilenmis bir bıçağı, böğrünüze sokup çevirdiler mi 360 derece?
Ayağınız kayıp yola düştüğünüzde, bacağınızın üzerinden hiç kamyon geçti mi?
Su diye size uzatılan bardağı kafanıza diktiğinizde, içinde asit olduğunu farkettiniz mi?
Demir bir çubuk, boğazınızdan girip boynunuzun arkasından çıktı mı hiç?
Yolda sessiz sakin yürürken, aniden birisi gelip suratınızın en ortalık yerine muhteşem bir yumruk savurdu mu?
Balkondan düşen koca bir saksı, tam kafanızın ortasına indi mi?
Evinizin alev alev ateşler içinde yandığını seyrettiniz mi?
Bir insanın sel suları içinde çırpına çırpına can verdiğini gördünüz mü?

Veya bütün bunları görmemiş, yaşamamış bile olsanız, biraz düşününüz..Iste bunların hepsi bir anda benim başıma geldi.19 yıl babalık etmeye çalıştığım, ALLAH ın bana emaneti,canım, gülüm,hayatım, her şeyim, bitanem, sebeb -i hayatım, evladım, oğlum Nihad, 3 dakika içinde yok olası kollarımın arasında ölüp gitti.Yapacak hiçbirşeyim yoktu. Kapının camı, şah damarını kesmişti.Fıskiye gibi kan fışkırıyordu.Kan fışkırıyordu,umutlarım, istikbalim, hayatım yerlere dökülüyordu. Bana yakın durması gereken ölüm, beni ölmeden öldürüyordu. Bugün senden ayrılalı tam 1 yıl oldu.365 günün bir tanesinde bile seni göremedim, elini tutamadım, yanağını öpemedim, bağrıma basıp sıkı sıkı sarılamadım. Evde tek başıma otururken, kapiüıda anahtar dönmedi ve sen içeriye girmedin. Bir tek gece odanın ışığı yanmadı.Ben kapını açıp ''yatıyorum, sen yatmıyor musun?'' diye soramadım.


YASAMAK CANIMI SIKMAYA BASLADI. Gül senin aradığına dair bir tek not vermedi tam 365 gündür. Bu kadar çabuk mu unuttun beni diye düşünüyorum zaman zaman. Ama beni unutmayacağını, unutmadığını biliyorum, ben de biliyorum, halan da biliyor, enişten de, Ece de. Ama oradan bir baglantı kurulması mümkün değil... Günler geçiyor arslanım.Her geçen dakikayı, beni sana yaklaştırdığı için seviyorum. Eskiden nasıl üzülürdüm, zaman geçiyor, bir gün senden ayrılacağım diye. Ama şimdi, herşey tersine döndü. Herşeye tahammül edebiliyor insan. ALLAH böyle bir sabır vermiş kullarına. Ama tahammülü olmayan bir tek şey var; senin sevginden mahrum olmak. Bunu hissedememek. ISTE ÖLMEDEN BU ÖLDÜRÜYOR INSANI.......... 


Cenk KORAY
Devamı --> »

Ogluma..

Dinle ahuzarım, kulak ver bana
Kalbimin sesini duyuver oğlum
Gidişin bağrımı buladı kana
Gel de şu ölümden cayıver oğlum.

Kapkara kış ettin baharlarımı
Melekler dinliyor feryatlarımı
Seller gibi akan gözyaşlarımı
İçimde yangına sayıver oğlum.

Hayalin gözümde, adın dilimde
Arayıp dururum seni her yerde
Arada sırada rüyama gel de
Yürekte yaremi sarıver oğlum.

Dağ taş inliyor feryatlarımdan
Tad alamaz oldum yaz baharımdan
Eğer mümkünse çık mezarından
Gelip de koynuma giriver oğlum.

Bilmem, bilmem rahat mısın karanlık yerde
Yüreğim gark oldu olunmaz derde
O güzel başını kaldırıver de
Perişan halimi görüver oğlum.

Hasret oldu bana güzel gülüşün
Zehretti hayatı ani ölüşün
Şu an ne haldeyim hele bi düşün
Düşün de elimden tutuver oğlum.

Dizimde dermandın, gözümde ferdin
Ağlasam ağlardın, gülsem gülerdin
Neden ellerimi bırakıp gittin
Şimdi boşluktayım biliver oğlum.

Felek vurdu suskun etti dilimi
Kopardı dalından gonca gülümü
Bu ayrılık yaman büktü belimi
Yetiş imdadıma koşuver oğlum.

Kırkbeşinde konan talih kuşumdun
Hem canım sevgilim, hem baboşumdun
Çok erken kaybolan mutluluğumdun
Yaktıkça bağrımı yakıver oğlum.

Özledim sesini ,tatlı dilini
Nakşettin beynime en son halini
Çaldın hayatımın paydos zilini
Şu benim hesabı kesiver oğlum.

Her günümden iyi ettin dünümü
Gidişinle reva gördüm ölümü
Madem verdin bana idam hükmünü
Gel de şu ipini çekiver oğlum.

Takdir Allah’ındır etmedim isyan
Lakin, lakin bu acıya dayanmıyor can
Sensiz bir hiçim ben derdime inan
Beni de yanına alıver oğlum
Beni de yanına alıver oğlum
Oğlum… 

Bedirhan GÖKÇE

http://www.izlesene.com/video/bedirhan-gokce-ogluma-siir/2723581

Devamı --> »

20 Kasım 2014 Perşembe

Yeni resimler..

     Bütün resimlerini ezberledim, defalarca defalarca baktım hepsine. Belki doyarım belki biraz acı özlem diner diye. Telefonlardan, kameradan, bilgisayarlardan hepsini bütün fotoğraflarını topladım bir araya. Ama kullanılmayan telefonu unutmuşum annecim, hani abin için almıştık da bir dönem kullanmış sonra da atmıştı bir köşeye. O telefonu bulup açtı abin geçenlerde ve senin resimlerin çıktı annecim. Yeni resimler.. Sanki seni bir kez daha görmüşcesine sevindim. Her birini defalarca inceledim, hemen kopyalayıp sakladım diğerlerinin yanına.     İlkin çok sevindim onları görünce ama şimdi canım yanıyor oğlum. Seni sadece fotoğraflarda görebiliyor olmak ve buna sevinmek canımı yakıyor annecim. Ne olur bir kez sahiden sarılabilsem sana, öpüp doya doya koklasam.. Ölmeseydin keşke kuzum, ölüp bırakmasaydın beni böyle. Anne olmak çok zor, bebeği kucağından sökülüp alınan anne olmak çok zor oğluşum. Çok canım yanıyor..

Devamı --> »

17 Kasım 2014 Pazartesi

Mezarina gelmeyecegim annecim, bekleme beni..

     9 gündür mezarına gelmiyorum oğlum. İlk kez bu kadar uzun bir süre geçti.

     6 Mayıs'ta seni oraya bırakışımızdan sonra sıklıkla geliyordum mezarına. İlk zamanlar hergün geldim, sonradan biraz daha açtım arayı, son bir aydır da işe başladığım için hafta içi gelemeyip her cumartesi sabah yanına koşuyordum. Ama babanın müdahalesiyle artık gelmeme kararı aldım. Bilmiyorum ne işe yarayacak bu ama deniyorum işte. Baban hiç gitme demedi tabi ki, o sadece bu kadar sık gitme, daha da üzüyor seni oraya gitmek dedi. Kızdım ilk duyuşumda hem de çok kızdım babana. "Sen bile beni anlamayıp böyle dersen ne yapayım ben" dedim. Ama teslim oldum sonra. Çünkü bilmiyorum annecim, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmiyorum. İyi miyim kötü müyüm, iyiye mi gidiyorum yoksa daha da kötüleşiyor mu durumum bilmiyorum. Tamam dedim kendi kendime işte, tamam mezarına gitmeyeceğim oğlumun. Buna nasıl dayanacağım onu da bilmiyorum. Bildiğim tek şey, 9 gündür yanına gelemediğim.

     İçimdeki vicdan azabı büyüyor, utanıyorum senden. Ziyarete geleni hissedermiş mezarda yatanlar. Annem neden gelmedi diye düşünüp bekliyorsun gibi geliyor bana. Her gün akşam olana kadar orda beni beklediğini ve gelmeyişime üzüldüğünü düşünüyorum. Böyle düşünüyor ve çok utanıyorum kendimden annem. Yağmur da yağmadı bu 9 gün boyunca, çiçeklerin kurumuştur susuzluktan, kirlenmiştir mezar taşın. Senin tam arkanda yatan için yeni mezar taşı yapılıyordu, ustalar kirletmişlerdir senin mezar taşını belki. Biliyorum kuzum, annem kesin gelir diye bekliyorsun ama mecburum annecim, baban için, abin için, geride kalanlarımız için bunu yapmam gerekiyor.

     Sen öldükten sonra hiç bir şeyi önemsemediğimi, babanı abini bile umursamadığımı düşünüyorlar. Asil Miran yoksa hiçbir şey olmasın dediğimi, inat ettiğimi hatta isyan ettiğimi düşünüyorlar. Öyle olmadığını anlatamadım sözlerle. Senin ölümünün acısından, seni özleyişimin katlanarak artmasından, canımın yanışından böyle olduğumu anlatamadım. O yüzden anlatmak yerine öyle yaşamaya çalışacağım artık. Baban ve abin mutlu olsun diye, onlar için onların daha da üzülmemesi için uğraşıyorum. Mezarına gitmemem gerektiğini düşünüyorlarsa öyle yapacağım. Çünkü ben zaten hep acı çekiyorum, mezarına gitsem de gitmesem de acım dinmiyor zaten. Bari onların acısı biraz dinsin, senin gidişinin üstüne bir de benimle uğraşmasınlar.

     Affet olur mu annecim, affet beni kuzucum. Gelmiyorum biliyorum ama bu seni unuttuğumdan değil. Bir anne bebeğini unutur mu hiç oğluşum!

Devamı --> »

16 Kasım 2014 Pazar

Ensar..

Bu da bir babanın (Kemal Sevgi), ölen oğlu için yazdığı bir şiir..

"Ensar'ım..

Dalından erken koptun, bir hikmet var Ensar'ım.
Yüce Mevla katına bir davet var Ensar'ım.

Öyle takdir olunmuş, boynu bükmek gerekir,
Var olan her varlığa akıbet var Ensar'ım.

Baki olan Allah'tır, burda ebet ne gezer!
Bitmez denen her yolda nihayet var Ensar'ım.

On beş sene boyunca bir illetle uğraştın
Terazisi sapmayan adalet var Ensar'ım.

Burda hayat hep zahmet, göçtüm diye dert etme.
Körpe küçük fidana şehadet var Ensar'ım.

Gözyaşıma bakıp da sakın ha tasalanma!
Akan her damlasında bir şefkat var Ensar'ım.

Umutsuzluk vadisi Kafdağı'ndan da öte
Bize bizden çok yakın inayet var Ensar'ım.

Rabbimiz vaat etmiş, kendine kul olana
Ebede dek sürecek saadet var Ensar'ım.

Firkatinle yüreğim parça parça olsa da,
Bilirim pek yakında bir vuslat var Ensar'ım.

Kainat kitabının ilkbahar sayfasında
Ölüp de dirilmeye çok ayet var Ensar'ım.

Kutlu insan söylemiş: 'Cennet hiç ucuz değil'
Her büyük saadete bir diyet var Ensar'ım.

Kim demiş ki şu kabir, kapkaranlık mekandır
Ehl-i iman olana beşaret var Ensar'ım.

Kaderin kararıyla kalsak da kederlerde
Ebedi güldürecek bir rahmet var Ensar'ım.

Öteki diyarlarda hiç de yalnız değilsin
Şehitlerden oluşmuş bir heyet var Ensar'ım.

Güzeller gözdemizdir, gönül güzeli arar
Güzeller güzeline ziyaret var Ensar'ım.

Elmastan saraylarda gönlünce muhabbet et
Sultanlar sultanından ziyaret var Ensar'ım.

Yüce ferman Kur'an'da Mevlam muştuyu vermiş
Şefkat dolu Nebi'den şefaat var Ensar'ım.

Kemal-i huşu ile yaptığım her duada
Ensara yar olmana bir niyet var Ensar'ım."

Devamı --> »

Kitaptan..

     Okuduğum bir kitaptaki bazı cümleleri yazacağım bugün oğlum. Okuyunca içime işleyen ama bir o kadar da yüreğimi ferahlatan cümleler bunlar. Hem ağlattı hem şükrettirdi bana.
    

     Kitap, Seyfettin Bulut'un evladını kaybeden anne/babalar için yazdığı "Cennet Çocukları" kitabı. Emeği geçenden Allah razı olsun, bir nebze de olsa teselli ediyor, tutunacak bir dal uzatıyor çaresiz annelere..

"Çocuk, Cennet çiçeği;
 Çocuk, Cennet kokusu;
 Çocuk, Cennet meyvesi;
 Çocuk, Cennet neşesidir.
 Çocuk ve Cennet, bu yüzden birbirlerine en münasip ve en çok yakışan iki kelime. Bu dünyada çocukta Cennet'i seyrederiz, öbür dünyada ise Cennet'te çocukları.."

"Bu arada sizin çocuğunuz gibi, ergenlik çağına ulaşmadan ölen çocukları Allah, 'Cennet Çocukları' olarak seçer. Yani onlar imtihandan muaf tutulurlar ve özel olarak seçilirler. Cennet'tekilere özellikle de anne babalarına sonsuza dek çocuk sevme zevkini tattırsınlar, Cennet'in neşe ve sevinç kaynağı olsunlar diye..."

"İleride hem kabir hayatında ruhsal boyutta hem Cennet'te ruhsal ve bedensel boyutta daha muhteşem bir şekilde karşılaşacak ve ebediyen beraber olacaksınız."

"Çektiğim ayrılık acısını vuslat sevincine dönüştüren..."

"Sabredenleri müjdele! O sabredenler ki, başlarına bir musibet geldiğinde, 'Biz Allah'ın kullarıyız; sonunda yine O'na döneceğiz' derler.(Bakara Suresi:155-156)"

"'ebediyen yaşlanmayacak çocuklar' ifadesi, müminlerin büluğ çağından önce vefat eden çocuklarının, Cennet'te ebedi, sevimli, Cennet'e layık bir çocuk olarak kalacaklarına işaret eder ve anne babalarına verileceklerini müjdeler."

"Cennet çocukları, Cennet halkına özellikle de anne babalarına sonsuza kadar 'çocuk sevme' zevkini tattıracaklardır."

"Çocukları ölen aileler, dünyada kısa bir zamanda o da elemlerle karışık çocuk sevgisinden mahrum bırakılmalarına karşılık, elemsiz milyonlar sene çocuklarını sevip okşama hakkı kazanıyorlar."

"Üzülecek bir şey yok! Çocuğunuz Cennet çocuğu olarak seçilmiştir ve orada yine size verilecektir. İşte Kur'an, size bu müjdeyi veriyor."

"Vefat eden çocuğum masumdur. Onu yaratan Allah, ona benden daha çok şefkatli ve merhametlidir. Dolayısıyla onu dünyanın elemli, musibetli, meşakkatli zindanından çıkarıp Cennet sarayına aldı. Melekleri ona arkadaş yaptı. Orada hiçbir sıkıntı çekmeyecek. O çocuğa ne mutlu."

"Kendim içinse bu ölümü Allah'a dönüş vesilesi yapmalıyım."

"Her şeyin asıl sahibi Allah olduğu gibi çocuklarımızın sahibi de O'dur ve onları bize emanet vermiştir."

"Çocuğunuz Allah'ın emanetiydi ve Allah onu sizden aldı. O verdi, O aldı."

"Vefat eden çocuk nereye gitmişse siz de biz de oraya gideceğiz, hem kabir hayatında hem de Cennet'te görüşüp beraber olacağız."

"Ölümün de iç yüzü mümin için güzeldir ve tatlıdır."

"Misafir olarak bulunduğumuz bu dünyayı asıl vatan gibi görüyoruz; sonra da asıl vatana gitmekten ve çocuklarımızı göndermekten korkuyoruz."

"Bundan sonra siz de yüzünüzü ve yönünüzü biraz daha fazla o dünyaya çevirmelisiniz."

"Hz.Peygamber bir hadisinde, 'Kalbinizin ve içinizin yandığı duygulu anlarınızı, dua ve Allah'a dönüş için bir fırsat ve ganimet bilin.' buyurmuştur."

"Allah çocuğunuza sizden daha yakın ve daha merhametlidir."

"O sizi tekrar çocuğunuza kavuşturacak ve sonsuza kadar mutlu edecektir."

"'Lütuf ile kahrı herkes farkeder; lakin kahırda gizlenmiş lütfu ve lütuf içindeki kahrı az kimse bilir.' Mevlana..."

"Allah onları size emanet vermişti. Ama beklenmedik bir zamanda ve beklenmedik bir şekilde onları geri aldı. Niçin almış olabilir acaba? Belki de hem size hem onlara acıdığı içindir. Hem onların ebedi hayatı kurtulsun hem de sizin bu vesileyle Allah'a dönüp kurtulmanıza neden olsunlar diye olabilir. Ama merak etmeyin; Allah onları zayi etmeyecek, Cennet'te daha mutlu yaşatacak ve size saklayacaktır."

"Bilin ki dert O'ndan gelmişse çare de O'ndadır. Ve bazen O, çareyi 'dert' şeklinde verir; dermanı derdin içine koyar."

"Allah, kullarına zulmetmez. Allah'tan gelen musibetler, manevi birer ameliyattır. Her şey sizin manevi sağlığınıza kavuşmanız ve ebedi ölümlerden kurtulmanız içindir."

"Hoşlanmadığınız bir şeyde, umulur ki sizin için hayır vardır.(Bakara Suresi:216)"

"Ölüm anında herkese gideceği yer gösterilir. İyi insanlar, Cennet'in göz kamaştıran güzelliklerini seyrederek kendilerinden geçerler ve hiç acı çekmezler. Dolayısıyla çocuklarınız da acı çekmemiştir."

"Şefkatli Yaratıcı, elbette ölen çocuklarınızı da yalnız ve çaresiz bırakmaz, onlara çok güzel baktırır; hiç merak etmeyin."

"İyi insanlar ve çocuklar için üzülmenize hiç gerek yok; çünkü onlar soğukta değiller. Kabirleri, sımsıcak bir Cennet evidir ve orada rahattırlar."

"İntihar etmek, bu dünyada kaybettiğiniz çocuğunuzu, öteki dünyada da size kaybettirir."

"Bütün annelerin şefkati toplansa, Allah'ın şefkatinin bir zerresi yapmaz."

"İki yavrumdan biri yok artık ve kucağımın bir yanı soğuk; gönlümün de.."

"Hüküm, Allah'ındır."

Devamı --> »

14 Kasım 2014 Cuma

Ayagini da ozledim oglum..

     Ayağın geliyor hep gözümün önüne bugün oğlum. Resimlerinin birinde ayağını çekmişim, küçücük ayağını. Onu görünce katlandı özlemim, harlandı içimdeki yangın. Çünkü hep yüzün gözümün önündeydi, hep yüzünü gülüşünü düşünüyordum. Ama anladım ki ben ayağını da çok özlemişim. O minicik ayağını avucumun içine alıp okşamayı, öpmeyi..
     İnceledim resmi, her ayrıntıyı baş parmağını yukarı doğru çekmeni, tırnaklarını özellikle serçe parmağındaki o varla yok arası minik tırnağını, topuğunu.. Sanki gözümün önünde gibi gerçek, ama ben dokunamıyorum. Çok acıtıyor canımı annecim, seni özleyişim dayanılmaz oluyor.
     Sonra bütün vücudunu düşündüm, ellerin, kolların, göbeğin, dizlerin, sırtın.. Nasıl dayanacağım bilmiyorum oğlum, her bir hücren gözümde tüterken, bir kere koklayabilmek için canımı verirken nasıl dayanacağım yokluğuna. Allah'ım yardım et n'olur, rüyamda göster bari oğlumu bana..
Devamı --> »

10 Kasım 2014 Pazartesi

Allah bagislasin..

     Birinin çocuğuna iyi dileklerde bulunmak için kullanılır genelde. "Bir kızım bir oğlum var" ya da "4 yaşında bir oğlum var" gibi bir cümle kuran kişiye karşıdaki kişi hemen "Allah bağışlasın" der bizim geleneklerimize göre. Ben de çok kez duymuş ve kullanmışımdır muhtemelen. Ama hiç düşünmeden. 

     Artık çok tuhaf geliyor bu cümle, bana söylendiğinde mantık çerçevesine oturtamıyorum ben de bir başkasına diyemiyorum bunu artık. Çünkü o çocuğun sağlıklı olmasını dilemek için kullanılır genelde, bu durumda ölen çocukları Allah bağışlamamış mı oluyor. "Allah sahibine bağışlasın" anlamı vardır belki diye düşünüyorum ama o da olmuyor, çünkü zaten sahibi Allah.

     Abini yanımda görüp de "Tek çocuk mu?" diye sordu geçenlerde bir kadın. "Evet" diyebildim ben, o da "Allah bağışlasın" dedi. O an takıldı bilincim, kalakaldım. Sonrasında, "bir oğlum daha vardı ama o öldü" desem ne diyecekti acaba kadın. "Neyse Allah birini bağışlasın bari" mi diyecekti? Olmaz, öyle denmez ki bir anneye. O yüzden anlamlandıramıyorum bu cümleyi artık. Allah bağışlasın denmemeli bir çocuk için. Çok şükür abin yaşıyor, yani Allah bağışladı bize onu ama seni de bağışladı bize Allah'ım. Bu dünyada bize emanet etti seni ve inşallah cennette de bizim yanımıza verecek seni. İnşallah oğlum..

Devamı --> »

9 Kasım 2014 Pazar

Altin tasta ölüm..

"Izdırabı gül suyuna bandılar
Gülüm seni arar oldum, nerdesin
Ayrılığı altın tasta sundular
Ölüm seni arar oldum, nerdesin.."

     O kadar güzel bir yerdesin ki şikayet edemiyorum oğlum. Allah'ım seni Cennete alarak bize öyle bir lütuf vermiş ki, ayrılığa ağlamaya utanıyorum. Türküdeki gibi işte altın tasta sunuldu bize bu ölüm, gül suyuyla yıkandı yanan ciğerlerim. Bu dünya gözüyle bakınca canımı parçalayan ölümün, ebedi dünya için nasıl da kıymetli. O yüzden işte bu dünyaya katlanamayışım, o yüzden bir an önce bitse bu dünya yalanı diye bekleyişim. Çok özlüyorum seni oğlum, çok özlüyorum minik kuzum..

"Ölüm seni arar oldum nerdesin?"

Devamı --> »

5 Kasım 2014 Çarşamba

Tomurcuk..

Boşunaydı kalmanı istemeler
Boşunaydı dualar, sahiplenmeler
Sen Cennet çocuğuydun, yanındaydı melekler
Bir eşsiz gülücükle veda ettin dev çocuk..
Devamı --> »

1 Kasım 2014 Cumartesi

Kış..

     Kış geliyor. Sen öldüğünde ilkbahardı, yaz geçti sonbahar geldi diye üzülürken bugün mezarının başında, o soğuk Ankara ayazını hissedince anladım kışın dayanılmazlığını. Biz kat kat giysiler içinde, evlerimizde bile üşürken buz gibi soğuk toprağın altında çırılçıplak yatan canlarımıza nasıl dayanacağız. Nasıl "Çok soğuk, üşüdüm" diye yakınacağım sen ordayken. Oğlum, kuzum, ciğerim toprağın altında yatarken ben nasıl sığacağım bu sıcacık eve..

     Ama şükürler olsun ki cennette olduğunu biliyorum ve hep orayı düşünmeye çalışıyorum. Toprak altında yatan değil, cennette koşup oynayan "Melek Oğluşum Asil Miran"'ı düşünüyorum.

Devamı --> »