Kategoriler

30 Aralık 2014 Salı

Yeni yil gelse de eski yilda kalmak..

     Yeni yıl.. Hic sikayet edeni duymadim. Yeni bir yila giriyoruz diye uzulene, bir yil onceye donmek isteyene rastlamadim hic. Ama ben şikayetçiyim artik annecim, yeni bir yil falan istemiyorum. Bu yılın bitmesini, bitip gitmesini istemiyorum ben. Çünkü bu yil seni aldi benden, oğlumu aldi 2014. Böyle hicbirsey olmamis gibi bitmemeli. Hesabim bitmedi benim bu biten yılla..

     Sen bir yılbaşı yasadin annecim sadece bir yilbasi. Onu da anlayip idrak edemedin. Biz saat 12'de 10'dan geriye sayarken sesimize uyanmistin. Tekrar yatirmayip getirmistim seni yanimiza. Sasirmistin uykudan uyanip o kalabaligi görünce ama mutluydun, gulumsuyordun. O suslu parlak yilbasi sapkalarindan takmistik sana da. Resimler, videolar kaldi o anlardan. Sapkalar, susler kaldi, yilbasi agaci kaldi. Bir sen kalamadin annem. Plastik uyduruk yilbasi agacini bile saklamisim ama gozumun nuru oglumu, yavrumu saklayamadim. Aklima bile gelmezdi kuzum, butun susleri, balonlari saklamak geldi de zavallı aklima, onların bir yil sonraya tasinmasini planladim ama senin olamayacagin aklima bile gelmedi. Ha aklima gelse bir saniye bile dayanamaz, "tövbe tövbe Allah'im" deyip savardim basimdan o can alici dusunceyi. Boyle saçma saçma seyleri niye düşünüyorum diye kizardim kendime. Ama şimdi, herşey tamken, canli cansiz herşey varken benim bebegimin, gozumden sakindigim oğlumun yok olusuna dayanmaya, bu halde yeni bir yıla girmeye mecbur kalıyorum.

     Ne olurdu sanki ölmeseydin,  kucagimda olsaydin, öpüp koklayabilseydim. Allah'im nolur gunah yazma,  isyan bilme bu dediklerimi.  Ne olurdu benim oğlum da yasasaydi..
Devamı --> »

22 Aralık 2014 Pazartesi

Baskalarinin cocuklari neler neler yapiyor..

     Hani anneler hep kızar çocuklarına, hep yaşıtlarıyla arkadaşlarıyla kıyaslayıp "Bak başkalarının çocukları neler yapıyor, sen yapmıyorsun!" diye kızar ya çocuklarına.. Elalemin,çocuğunu överek anlatışını dinleyince kendi çocuğu öyle değil diye hırslanır, dolar ya içten içe..

     Ben de cok doluyum annecim, ben de baskalarının cocuklarını duyunca benim oğlum yapamıyor diye üzülüyorum kuzucum. Ama sana kızmıyorum ben, fark bu. Seninle aynı dönemde doğan bi bebek cümleler kuruyormuş, annesi anlatıyor. Kreşi neden sevmedin diye sorulunca "oğretmenim çok salak" diyormuş. Başka bir bebeğin resimlerini koyuyor annesi internete, televizyon sehpasına tırmanmış oğlu. Yine başka bir arkadasımın resmi var, bebeğinin elinden tutmuş, annesiyle babasıyla gezmeye de gidermiş yazıyor resmin altında..
 
     Sen yapamıyorsun bunları kuzucum, yaşıtlarının yaptığı hiçbir şeyi yapamıyorsun. Çünkü öldün. Onları dinlerken, izlerken yanıyor bağrım, çünkü benim oğlum öldü.

     Kızamıyorum da yanımda böyle bebeğini anlatanlara. Çünkü onlar unutuyorlar, onların hayatları devam ediyor. Bilmiyorlar ki benim bağrımda sürekli yanan bir kor olduğunu,  bilmiyorlar ki benim hayatımın seni kaybettiğim günde takılıp kaldığını..


   
Devamı --> »

20 Aralık 2014 Cumartesi

2
yorum
Bebekleri sallamak..

     Bebekleri ayakta sallamak.. Cok tartışılmıştır her dönem,  yanlış ya da doğru ama ben de ayakta sallardım seni. Kolayıma gelirdi.

     Sen öldükten sonra da salladım zaman zaman. Ama nasıl olur diyeceksin belki. Ayağıma boş yastığı koyup sallayarak uyuttum seni hayalimde, defalarca.. Şu anda da sallıyorum boş yastığını ayağımda. Üstünde sen varmışsın gibi. Senin sevdiğin ninni de çalıyor telefonda..

     Kuzum sen ölmeseydin nasıl olurdu hayat, ne yapardım şimdi.. Bunun hayali çok geçiyor aklımdan, çok öyleymiş gibi düşünüp iç geçiriyorum. O kadar zor ki annecim, insanın bebeğinin boş yastığını sallaması, bi ölmeden öncesini düşünüp bi ölmeseydi nolurduyu düşünüp yanması o kadar zor ki..
Devamı --> »

14 Aralık 2014 Pazar

Herkes ağıt yakabilirmis meğer..

Ağıt yakmak.. Kültürümüzün bir parçası diye düşünür, eskilerde kaldığını, özel bir yetenek olduğunu, herkesin ağıt yakamayacağını sanırdım.

     Ama öyle değilmiş güzel oğlum, yaşayarak öğrendim. Taşındığımız eve bir daha gidip bomboş odalarda seni ararken, "Taşınıyoruz oğlum sen de gel nolur" diye feryat ederken öğrendim. Anladım ki ağıt böyle yakılıyor, canınızın parçası öldüğünde acıdan feryat ederken söylenenler ağıt oluyor.

     Çok zaman bağırarak ağladım, çok feryat ettim acımdan. Üst katlarda oturanları bile ağlatacak kadar çok çırpınışım oldu, oluyor da. "Ağıt"mış meğer hepsi..

     Çocukluğumda babaannemin ve amcamın cenazelerinde duymuştum ağıt yakanları. Türküleri sevdiğim içindir belki çok etkilemişti beni bu ağıtlar. Kimileri sessiz sessiz ağlarken onlar hem söylüyor hem ağlıyorlardi. Genelde de yaşlılar ağıt yakardı.Onlarınkini bir yetenek gibi görürdum ama değilmiş kuzum. Ben de hiç alakam yokken, bu genç yaşımda aynı feryadı edebilirmişim meğer. Meğer ağıtlar acının dayanılmazlığından çıkıyormuş, öğrendim..

Devamı --> »

6 Aralık 2014 Cumartesi

2
yorum
Göç..

     Bir bir kaybediyorum seni, birer birer bırakıyorsun beni kuzum. "Olur mu anne, ben bir kere öldüm.." diyeceksin belki, evet doğru bir kez öldün ama ölmeye devam ediyorsun.

     Geçen her gün, senden uzaklaştığım her gün yeniden kaybediyorum seni ben.
Öldün ben de öldüm.
Sonra ertesi gün oldu, sensiz bir gün geçti diye ben yine öldüm.
Bir hafta oldu, bir ay oldu, ben her gün yine yine öldüm.
Anneler günü geldi, ben yine öldüm.
Bir ay sonra yatağını kaldırdım başucumdan, yine öldüm.
Parkta seni salladığım salıncağın önünden her geçişimde yine öldüm.
Kıyafetlerini kaldırdım dolabın çekmecelerinden, ben yine öldüm.
1,5 yaş aşı günün geldi, yine öldüm.
Abinin doğum günü geldi, yine öldüm.
Bayram oldu, yine öldüm.
Soranlara bir çocuğum var dedim, yine öldüm.
İşe başladım, yine öldüm.
Başka bebekler iki yaşına girdi, ben yine öldüm..

     Bitmiyor ölümün oğlum, seni kaybedişim hiç durmuyor. Şimdi de doğup büyüdüğün, seninle olduğumuz, 4 kişilik mükemmel bir aile olarak yaşadığımız evimizden gidiyoruz annecim, ben yine ölüyorum. Taşınıyoruz burdan, içinde senin yaşadığın, her köşesinde sen olan bu evi terkediyoruz.

     Bize iyi gelir belki diye, yeni bir ortam ferahlık getirir belki diye, anılarınla yaşamaya çalışmak çok zor diye uzaklaşıyoruz birlikte yaşadığımız evden. Ağlaya ağlaya koliliyorum bütün eşyalarımızı, bir göz yaşımı siliyorum, bir tozlu eşyaları. Senden sonra iş yapamamıştım pek, şimdi o birikmiş tozları kaybediyorum ve ölüyorum.

     Herşey senin öldüğün günkü gibi kalsın istiyorum. Hayat o an durdu bende, "oğlunuz öldü" dedikleri an dondu bendeki dünya. Şimdi devam eden bir şeyler görünce ölüyorum, takvim beni öldürüyor, büyüyen bebekler beni öldürüyor. Evde biten ekmek, sohbet eden insanlar, televizyondaki günlük haberler, yemek yapıyor olmak, dışarı çıkmak.. öldürüyor oğlum. Devam eden hayat öldürüyor beni.

     Kalmıyor işte, bırak diğer insanları bizim dünyamız bile o günkü gibi kalmıyor. Ev değiştiriyoruz. Göçüyoruz seninle yaşadığımız diyarlardan, evimizden. Gurbet olacak artık her yer bize, kendi evimiz bile gurbet olacak bize. Çünkü bu dünya gurbet oldu bize annecim..

Devamı --> »

2 Aralık 2014 Salı

Ölmeyen biberon..



     Nasıl dayanılır buna bilmem ki? 1,5 yaşındaki kuzusunu toprağa veren bir anne ondan kalan biberona bakıp nasıl dayanabilir? Dayanmalısın, sabretmelisin diyor herkes ama sabretmeyi, acına dayanabilmeyi öğrenemedim ben oğlum. 

     Yarısı içilmiş suyun var o bardakta, gözümün önünde ve gerçek, ölü değil o, gitmiş bitmiş değil, gözümün önünde. Ona bakıp ona dokunup, bundan su içen oğlum öldü, yok artık diyebilmek, aklını buna inandırabilmek, ciğerini soğutabilmek mümkün değil.

     Diş fırçan hele.. Başlangıç içindi o fırça, alıştırmak içindi. Ben sana gerçek diş fırçası almamıştım daha oğlum. Doktor hele bununla başlasın, ilerde geçeceğiz daha iyilerine demişti. Doktor bile ölebileceğini düşünmemişti, o bile gelecek planları kuruyordu senin için. Ben nasıl kurmasaydım, nasıl şimdi o hayallerimin enkazı altında çırpınmayayım bilmiyorum ki?

     Vitamin damlan da yarım kalmış. Beyninin içinde hızla büyüyen amansız bir tümör varmış ama ben ondan habersiz vitamin veriyormuşum sana. Sağlıklı olasın diye.. Kemiklerin, dişlerin iyi gelişsin diye D vitamini, nezle grip olma diye C vitamini.. Ne acizmişim Allah'ım, ne zavallıymışım. Yavrumu içten içe yiyen bir tümör varken gripten korkuyormuşum ben..
  
     Ama insanoğlu tuhaf işte, bilmiyor kaderini ve kendince çizmeye çalışıyor geleceğini. Bugün kocaman bir hastanenin önünden geçtim otobüsle. Kocaman bina ve avlusu insan dolu. Kimi kendi hasta, kimi bir yakınını getirmiş. Ama hepsi hastalığını geçirmeye, iyileştirmeye gelmiş. Umutlu yani, o hastalık geçecek ve sağlığına kavuşacaklar sanıyorlar. Bilmiyorlar ki onların elinde değil, Allah zaten yazmış onların akibetini, iyileşecek olanı da Allah önceden seçmiş, ölecek olanı da. Ama ben çok iyi biliyorum kuzum, o hastanelerin, doktorların çare olmadığını çok iyi biliyorum, çok iyi öğrendim bunu. O insanları görünce ağladım önce, hastane bahçesinde sana çırpınışımız geldi aklıma, o umutla karışık acı, o duayla karışık sorular.. Sonra kıskandım onları, hastane bahçesinde koşturanları.. Çünkü daha acıyı tanımamışlardı ve tanımasınlar inşallah, hala canlıydı yakınları ve uzun sağlıklı ömürleri olsun inşallah. Çünkü o umut bitince, o acı haber gelince akıl da bitiyor ömür de.. Kimsenin umudunu söndürme Allah'ım, hastalık çaresi arayan herkese derman ver Allah'ım..


Devamı --> »

25 Kasım 2014 Salı

Kar..

     Kar.. Herkes için farklı anlamlar, hisler taşır. Herkese farklı farklı şeyler anımsatır. Ben pek sevmezdim karı, kışı. Ama öyle dayanamadığım da yoktu hani. Karda kışta dışarda kalan evsizler için üzülür, onlar için karın zulüm olabileceğini düşünürdüm sadece. Bize ne zararı vardı ki karın, kışın; en fazla ne kadar kötü olabilirdi ki? 

     Meğer ne kadar acı verirmiş kar, ne kadar can yakabilirmiş meğer şimdi anladım. Ne kadar durumun iyi olursa olsun, kışın evinin içini ne kadar ısıtırsan ısıt o kar ciğerine ciğerine yağıp, dondurabilirmiş bütün dimağını. Bana da oldu oğlum, mezarının üstünü kaplayan o bembeyaz karı görünce ciğerim parça parça bölündü, en ağır işkenceyi çekti beynim, yüreğim. Ben sıcak evden çıkıp, sıcacık montuma sarılıp gelmiştim yanına ama sen buz gibi toprağın altında üzerin karla örtülmüş yatıyordun annecim. Bu ne zalim hayat böyle. Anneler kendi yemez yedirir, kendi giymez giydirir evlatlarını. Ama ben seni giydiremiyorum işte, seni soğuktan koruyamıyorum. Evladımın üzerine yağan karı engelleyemiyorum.

     Ellerimle atmaya çalıştım mezarının üstünde biriken karları, konduramadım sana, yakıştıramadım o küçücük mezarının kar altında olmasını. Ama baban dur dedi oğlum, "Dur, uğraşma.." diyebildi bana sadece. O anlamıştı bunun çözüm olmadığını, mezarının kar altında kalmasını engelleyemeyeceğimizi anlamış ve bana boşuna uğraşma demişti içi yanarak. Ağlıyordu baban da ama biliyordu o karın orda durması gerektiğini, biliyordu Allah'ın böyle istediğini. 

     Bıraktım o zaman karları temizlemeyi. Haklıydı çünkü baban. O tek kelimeyle, "uğraşma" diyerek anlatmıştı bütün çaresizliğimizi. Uğraşmamalıydık boş yere, değiştirmeye gücümüz yetmezdi çünkü, Allah böyle istemişti çünkü. Razı olmalıydık biz de..
   
Devamı --> »

21 Kasım 2014 Cuma

200.gun..

     Kuzum, güzel oğlum benim.. 200.gün bitiyor bugün annecim. Kucağımdan, bağrımdan kopup gideli 200 gün geçti. Dile kolay işte, böyle yazarken ne metanetli görünüyorum değil mi? 200.gün bitiyor bugün derken nasıl da alışmış görünüyorum. Ama öyle değil annecim, ne buna dayanabiliyorum ne de bu acıyı azaltabiliyorum. 200 gündür yanan bir ateş var içimde, kavruldu bağrım..

     Ölümüne inanamıyorum, belki bir şey olur da geri gelirsin diye bekliyorum. Hani her sınav biter ya, bu acı da benim sınavım ya belki biter diye bekliyorum işte. Sakın isyan ettiğimi düşünme oğlum, ben Allah'a bıraktım her şeyi, ondan gelen gelecek her şeye razıyım. Belki o acır bana diye düşünüyorum. Çünkü çok zor annecim, çektiğim acıyı bir tek o biliyor zaten, içimdeki yangını o biliyor, dayanamadığımı biliyor..

Devamı --> »

Ölen oğula mektup..

Sizin hiç canlı canlı kolunuzu kestiler mi?
Hiç elinizi uzattınız mı ocakta yanan ateşin üzerine?
Demir tokmakları, başınıza başınıza indirdiler mi iri yari adamlar?
Gözü dönmüş birileri, kırdılar mı parmaklarınızı?
Tel örgülere takıldı mı sırtınız yerlerde sürünürken?
Birisi gelip kolunuzu kıvırdı mı arkaya, zorlayarak ''çat'' diye kırıverdi mi?
Çaresizlik denilen, çaresi bulunamayan tek gerçek, sarıldı mı bogazınıza?
Adamın biri gelip iki gözünüze iki parmağını sokup, kör etti mi sizi?
Büyük değirmen taşlarını getirip koydular mı üzerinize sırt üstü yatarken?
Iyice bilenmis bir bıçağı, böğrünüze sokup çevirdiler mi 360 derece?
Ayağınız kayıp yola düştüğünüzde, bacağınızın üzerinden hiç kamyon geçti mi?
Su diye size uzatılan bardağı kafanıza diktiğinizde, içinde asit olduğunu farkettiniz mi?
Demir bir çubuk, boğazınızdan girip boynunuzun arkasından çıktı mı hiç?
Yolda sessiz sakin yürürken, aniden birisi gelip suratınızın en ortalık yerine muhteşem bir yumruk savurdu mu?
Balkondan düşen koca bir saksı, tam kafanızın ortasına indi mi?
Evinizin alev alev ateşler içinde yandığını seyrettiniz mi?
Bir insanın sel suları içinde çırpına çırpına can verdiğini gördünüz mü?

Veya bütün bunları görmemiş, yaşamamış bile olsanız, biraz düşününüz..Iste bunların hepsi bir anda benim başıma geldi.19 yıl babalık etmeye çalıştığım, ALLAH ın bana emaneti,canım, gülüm,hayatım, her şeyim, bitanem, sebeb -i hayatım, evladım, oğlum Nihad, 3 dakika içinde yok olası kollarımın arasında ölüp gitti.Yapacak hiçbirşeyim yoktu. Kapının camı, şah damarını kesmişti.Fıskiye gibi kan fışkırıyordu.Kan fışkırıyordu,umutlarım, istikbalim, hayatım yerlere dökülüyordu. Bana yakın durması gereken ölüm, beni ölmeden öldürüyordu. Bugün senden ayrılalı tam 1 yıl oldu.365 günün bir tanesinde bile seni göremedim, elini tutamadım, yanağını öpemedim, bağrıma basıp sıkı sıkı sarılamadım. Evde tek başıma otururken, kapiüıda anahtar dönmedi ve sen içeriye girmedin. Bir tek gece odanın ışığı yanmadı.Ben kapını açıp ''yatıyorum, sen yatmıyor musun?'' diye soramadım.


YASAMAK CANIMI SIKMAYA BASLADI. Gül senin aradığına dair bir tek not vermedi tam 365 gündür. Bu kadar çabuk mu unuttun beni diye düşünüyorum zaman zaman. Ama beni unutmayacağını, unutmadığını biliyorum, ben de biliyorum, halan da biliyor, enişten de, Ece de. Ama oradan bir baglantı kurulması mümkün değil... Günler geçiyor arslanım.Her geçen dakikayı, beni sana yaklaştırdığı için seviyorum. Eskiden nasıl üzülürdüm, zaman geçiyor, bir gün senden ayrılacağım diye. Ama şimdi, herşey tersine döndü. Herşeye tahammül edebiliyor insan. ALLAH böyle bir sabır vermiş kullarına. Ama tahammülü olmayan bir tek şey var; senin sevginden mahrum olmak. Bunu hissedememek. ISTE ÖLMEDEN BU ÖLDÜRÜYOR INSANI.......... 


Cenk KORAY
Devamı --> »

Ogluma..

Dinle ahuzarım, kulak ver bana
Kalbimin sesini duyuver oğlum
Gidişin bağrımı buladı kana
Gel de şu ölümden cayıver oğlum.

Kapkara kış ettin baharlarımı
Melekler dinliyor feryatlarımı
Seller gibi akan gözyaşlarımı
İçimde yangına sayıver oğlum.

Hayalin gözümde, adın dilimde
Arayıp dururum seni her yerde
Arada sırada rüyama gel de
Yürekte yaremi sarıver oğlum.

Dağ taş inliyor feryatlarımdan
Tad alamaz oldum yaz baharımdan
Eğer mümkünse çık mezarından
Gelip de koynuma giriver oğlum.

Bilmem, bilmem rahat mısın karanlık yerde
Yüreğim gark oldu olunmaz derde
O güzel başını kaldırıver de
Perişan halimi görüver oğlum.

Hasret oldu bana güzel gülüşün
Zehretti hayatı ani ölüşün
Şu an ne haldeyim hele bi düşün
Düşün de elimden tutuver oğlum.

Dizimde dermandın, gözümde ferdin
Ağlasam ağlardın, gülsem gülerdin
Neden ellerimi bırakıp gittin
Şimdi boşluktayım biliver oğlum.

Felek vurdu suskun etti dilimi
Kopardı dalından gonca gülümü
Bu ayrılık yaman büktü belimi
Yetiş imdadıma koşuver oğlum.

Kırkbeşinde konan talih kuşumdun
Hem canım sevgilim, hem baboşumdun
Çok erken kaybolan mutluluğumdun
Yaktıkça bağrımı yakıver oğlum.

Özledim sesini ,tatlı dilini
Nakşettin beynime en son halini
Çaldın hayatımın paydos zilini
Şu benim hesabı kesiver oğlum.

Her günümden iyi ettin dünümü
Gidişinle reva gördüm ölümü
Madem verdin bana idam hükmünü
Gel de şu ipini çekiver oğlum.

Takdir Allah’ındır etmedim isyan
Lakin, lakin bu acıya dayanmıyor can
Sensiz bir hiçim ben derdime inan
Beni de yanına alıver oğlum
Beni de yanına alıver oğlum
Oğlum… 

Bedirhan GÖKÇE

http://www.izlesene.com/video/bedirhan-gokce-ogluma-siir/2723581

Devamı --> »

20 Kasım 2014 Perşembe

Yeni resimler..

     Bütün resimlerini ezberledim, defalarca defalarca baktım hepsine. Belki doyarım belki biraz acı özlem diner diye. Telefonlardan, kameradan, bilgisayarlardan hepsini bütün fotoğraflarını topladım bir araya. Ama kullanılmayan telefonu unutmuşum annecim, hani abin için almıştık da bir dönem kullanmış sonra da atmıştı bir köşeye. O telefonu bulup açtı abin geçenlerde ve senin resimlerin çıktı annecim. Yeni resimler.. Sanki seni bir kez daha görmüşcesine sevindim. Her birini defalarca inceledim, hemen kopyalayıp sakladım diğerlerinin yanına.     İlkin çok sevindim onları görünce ama şimdi canım yanıyor oğlum. Seni sadece fotoğraflarda görebiliyor olmak ve buna sevinmek canımı yakıyor annecim. Ne olur bir kez sahiden sarılabilsem sana, öpüp doya doya koklasam.. Ölmeseydin keşke kuzum, ölüp bırakmasaydın beni böyle. Anne olmak çok zor, bebeği kucağından sökülüp alınan anne olmak çok zor oğluşum. Çok canım yanıyor..

Devamı --> »

17 Kasım 2014 Pazartesi

Mezarina gelmeyecegim annecim, bekleme beni..

     9 gündür mezarına gelmiyorum oğlum. İlk kez bu kadar uzun bir süre geçti.

     6 Mayıs'ta seni oraya bırakışımızdan sonra sıklıkla geliyordum mezarına. İlk zamanlar hergün geldim, sonradan biraz daha açtım arayı, son bir aydır da işe başladığım için hafta içi gelemeyip her cumartesi sabah yanına koşuyordum. Ama babanın müdahalesiyle artık gelmeme kararı aldım. Bilmiyorum ne işe yarayacak bu ama deniyorum işte. Baban hiç gitme demedi tabi ki, o sadece bu kadar sık gitme, daha da üzüyor seni oraya gitmek dedi. Kızdım ilk duyuşumda hem de çok kızdım babana. "Sen bile beni anlamayıp böyle dersen ne yapayım ben" dedim. Ama teslim oldum sonra. Çünkü bilmiyorum annecim, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmiyorum. İyi miyim kötü müyüm, iyiye mi gidiyorum yoksa daha da kötüleşiyor mu durumum bilmiyorum. Tamam dedim kendi kendime işte, tamam mezarına gitmeyeceğim oğlumun. Buna nasıl dayanacağım onu da bilmiyorum. Bildiğim tek şey, 9 gündür yanına gelemediğim.

     İçimdeki vicdan azabı büyüyor, utanıyorum senden. Ziyarete geleni hissedermiş mezarda yatanlar. Annem neden gelmedi diye düşünüp bekliyorsun gibi geliyor bana. Her gün akşam olana kadar orda beni beklediğini ve gelmeyişime üzüldüğünü düşünüyorum. Böyle düşünüyor ve çok utanıyorum kendimden annem. Yağmur da yağmadı bu 9 gün boyunca, çiçeklerin kurumuştur susuzluktan, kirlenmiştir mezar taşın. Senin tam arkanda yatan için yeni mezar taşı yapılıyordu, ustalar kirletmişlerdir senin mezar taşını belki. Biliyorum kuzum, annem kesin gelir diye bekliyorsun ama mecburum annecim, baban için, abin için, geride kalanlarımız için bunu yapmam gerekiyor.

     Sen öldükten sonra hiç bir şeyi önemsemediğimi, babanı abini bile umursamadığımı düşünüyorlar. Asil Miran yoksa hiçbir şey olmasın dediğimi, inat ettiğimi hatta isyan ettiğimi düşünüyorlar. Öyle olmadığını anlatamadım sözlerle. Senin ölümünün acısından, seni özleyişimin katlanarak artmasından, canımın yanışından böyle olduğumu anlatamadım. O yüzden anlatmak yerine öyle yaşamaya çalışacağım artık. Baban ve abin mutlu olsun diye, onlar için onların daha da üzülmemesi için uğraşıyorum. Mezarına gitmemem gerektiğini düşünüyorlarsa öyle yapacağım. Çünkü ben zaten hep acı çekiyorum, mezarına gitsem de gitmesem de acım dinmiyor zaten. Bari onların acısı biraz dinsin, senin gidişinin üstüne bir de benimle uğraşmasınlar.

     Affet olur mu annecim, affet beni kuzucum. Gelmiyorum biliyorum ama bu seni unuttuğumdan değil. Bir anne bebeğini unutur mu hiç oğluşum!

Devamı --> »

16 Kasım 2014 Pazar

Ensar..

Bu da bir babanın (Kemal Sevgi), ölen oğlu için yazdığı bir şiir..

"Ensar'ım..

Dalından erken koptun, bir hikmet var Ensar'ım.
Yüce Mevla katına bir davet var Ensar'ım.

Öyle takdir olunmuş, boynu bükmek gerekir,
Var olan her varlığa akıbet var Ensar'ım.

Baki olan Allah'tır, burda ebet ne gezer!
Bitmez denen her yolda nihayet var Ensar'ım.

On beş sene boyunca bir illetle uğraştın
Terazisi sapmayan adalet var Ensar'ım.

Burda hayat hep zahmet, göçtüm diye dert etme.
Körpe küçük fidana şehadet var Ensar'ım.

Gözyaşıma bakıp da sakın ha tasalanma!
Akan her damlasında bir şefkat var Ensar'ım.

Umutsuzluk vadisi Kafdağı'ndan da öte
Bize bizden çok yakın inayet var Ensar'ım.

Rabbimiz vaat etmiş, kendine kul olana
Ebede dek sürecek saadet var Ensar'ım.

Firkatinle yüreğim parça parça olsa da,
Bilirim pek yakında bir vuslat var Ensar'ım.

Kainat kitabının ilkbahar sayfasında
Ölüp de dirilmeye çok ayet var Ensar'ım.

Kutlu insan söylemiş: 'Cennet hiç ucuz değil'
Her büyük saadete bir diyet var Ensar'ım.

Kim demiş ki şu kabir, kapkaranlık mekandır
Ehl-i iman olana beşaret var Ensar'ım.

Kaderin kararıyla kalsak da kederlerde
Ebedi güldürecek bir rahmet var Ensar'ım.

Öteki diyarlarda hiç de yalnız değilsin
Şehitlerden oluşmuş bir heyet var Ensar'ım.

Güzeller gözdemizdir, gönül güzeli arar
Güzeller güzeline ziyaret var Ensar'ım.

Elmastan saraylarda gönlünce muhabbet et
Sultanlar sultanından ziyaret var Ensar'ım.

Yüce ferman Kur'an'da Mevlam muştuyu vermiş
Şefkat dolu Nebi'den şefaat var Ensar'ım.

Kemal-i huşu ile yaptığım her duada
Ensara yar olmana bir niyet var Ensar'ım."

Devamı --> »

Kitaptan..

     Okuduğum bir kitaptaki bazı cümleleri yazacağım bugün oğlum. Okuyunca içime işleyen ama bir o kadar da yüreğimi ferahlatan cümleler bunlar. Hem ağlattı hem şükrettirdi bana.
    

     Kitap, Seyfettin Bulut'un evladını kaybeden anne/babalar için yazdığı "Cennet Çocukları" kitabı. Emeği geçenden Allah razı olsun, bir nebze de olsa teselli ediyor, tutunacak bir dal uzatıyor çaresiz annelere..

"Çocuk, Cennet çiçeği;
 Çocuk, Cennet kokusu;
 Çocuk, Cennet meyvesi;
 Çocuk, Cennet neşesidir.
 Çocuk ve Cennet, bu yüzden birbirlerine en münasip ve en çok yakışan iki kelime. Bu dünyada çocukta Cennet'i seyrederiz, öbür dünyada ise Cennet'te çocukları.."

"Bu arada sizin çocuğunuz gibi, ergenlik çağına ulaşmadan ölen çocukları Allah, 'Cennet Çocukları' olarak seçer. Yani onlar imtihandan muaf tutulurlar ve özel olarak seçilirler. Cennet'tekilere özellikle de anne babalarına sonsuza dek çocuk sevme zevkini tattırsınlar, Cennet'in neşe ve sevinç kaynağı olsunlar diye..."

"İleride hem kabir hayatında ruhsal boyutta hem Cennet'te ruhsal ve bedensel boyutta daha muhteşem bir şekilde karşılaşacak ve ebediyen beraber olacaksınız."

"Çektiğim ayrılık acısını vuslat sevincine dönüştüren..."

"Sabredenleri müjdele! O sabredenler ki, başlarına bir musibet geldiğinde, 'Biz Allah'ın kullarıyız; sonunda yine O'na döneceğiz' derler.(Bakara Suresi:155-156)"

"'ebediyen yaşlanmayacak çocuklar' ifadesi, müminlerin büluğ çağından önce vefat eden çocuklarının, Cennet'te ebedi, sevimli, Cennet'e layık bir çocuk olarak kalacaklarına işaret eder ve anne babalarına verileceklerini müjdeler."

"Cennet çocukları, Cennet halkına özellikle de anne babalarına sonsuza kadar 'çocuk sevme' zevkini tattıracaklardır."

"Çocukları ölen aileler, dünyada kısa bir zamanda o da elemlerle karışık çocuk sevgisinden mahrum bırakılmalarına karşılık, elemsiz milyonlar sene çocuklarını sevip okşama hakkı kazanıyorlar."

"Üzülecek bir şey yok! Çocuğunuz Cennet çocuğu olarak seçilmiştir ve orada yine size verilecektir. İşte Kur'an, size bu müjdeyi veriyor."

"Vefat eden çocuğum masumdur. Onu yaratan Allah, ona benden daha çok şefkatli ve merhametlidir. Dolayısıyla onu dünyanın elemli, musibetli, meşakkatli zindanından çıkarıp Cennet sarayına aldı. Melekleri ona arkadaş yaptı. Orada hiçbir sıkıntı çekmeyecek. O çocuğa ne mutlu."

"Kendim içinse bu ölümü Allah'a dönüş vesilesi yapmalıyım."

"Her şeyin asıl sahibi Allah olduğu gibi çocuklarımızın sahibi de O'dur ve onları bize emanet vermiştir."

"Çocuğunuz Allah'ın emanetiydi ve Allah onu sizden aldı. O verdi, O aldı."

"Vefat eden çocuk nereye gitmişse siz de biz de oraya gideceğiz, hem kabir hayatında hem de Cennet'te görüşüp beraber olacağız."

"Ölümün de iç yüzü mümin için güzeldir ve tatlıdır."

"Misafir olarak bulunduğumuz bu dünyayı asıl vatan gibi görüyoruz; sonra da asıl vatana gitmekten ve çocuklarımızı göndermekten korkuyoruz."

"Bundan sonra siz de yüzünüzü ve yönünüzü biraz daha fazla o dünyaya çevirmelisiniz."

"Hz.Peygamber bir hadisinde, 'Kalbinizin ve içinizin yandığı duygulu anlarınızı, dua ve Allah'a dönüş için bir fırsat ve ganimet bilin.' buyurmuştur."

"Allah çocuğunuza sizden daha yakın ve daha merhametlidir."

"O sizi tekrar çocuğunuza kavuşturacak ve sonsuza kadar mutlu edecektir."

"'Lütuf ile kahrı herkes farkeder; lakin kahırda gizlenmiş lütfu ve lütuf içindeki kahrı az kimse bilir.' Mevlana..."

"Allah onları size emanet vermişti. Ama beklenmedik bir zamanda ve beklenmedik bir şekilde onları geri aldı. Niçin almış olabilir acaba? Belki de hem size hem onlara acıdığı içindir. Hem onların ebedi hayatı kurtulsun hem de sizin bu vesileyle Allah'a dönüp kurtulmanıza neden olsunlar diye olabilir. Ama merak etmeyin; Allah onları zayi etmeyecek, Cennet'te daha mutlu yaşatacak ve size saklayacaktır."

"Bilin ki dert O'ndan gelmişse çare de O'ndadır. Ve bazen O, çareyi 'dert' şeklinde verir; dermanı derdin içine koyar."

"Allah, kullarına zulmetmez. Allah'tan gelen musibetler, manevi birer ameliyattır. Her şey sizin manevi sağlığınıza kavuşmanız ve ebedi ölümlerden kurtulmanız içindir."

"Hoşlanmadığınız bir şeyde, umulur ki sizin için hayır vardır.(Bakara Suresi:216)"

"Ölüm anında herkese gideceği yer gösterilir. İyi insanlar, Cennet'in göz kamaştıran güzelliklerini seyrederek kendilerinden geçerler ve hiç acı çekmezler. Dolayısıyla çocuklarınız da acı çekmemiştir."

"Şefkatli Yaratıcı, elbette ölen çocuklarınızı da yalnız ve çaresiz bırakmaz, onlara çok güzel baktırır; hiç merak etmeyin."

"İyi insanlar ve çocuklar için üzülmenize hiç gerek yok; çünkü onlar soğukta değiller. Kabirleri, sımsıcak bir Cennet evidir ve orada rahattırlar."

"İntihar etmek, bu dünyada kaybettiğiniz çocuğunuzu, öteki dünyada da size kaybettirir."

"Bütün annelerin şefkati toplansa, Allah'ın şefkatinin bir zerresi yapmaz."

"İki yavrumdan biri yok artık ve kucağımın bir yanı soğuk; gönlümün de.."

"Hüküm, Allah'ındır."

Devamı --> »

14 Kasım 2014 Cuma

Ayagini da ozledim oglum..

     Ayağın geliyor hep gözümün önüne bugün oğlum. Resimlerinin birinde ayağını çekmişim, küçücük ayağını. Onu görünce katlandı özlemim, harlandı içimdeki yangın. Çünkü hep yüzün gözümün önündeydi, hep yüzünü gülüşünü düşünüyordum. Ama anladım ki ben ayağını da çok özlemişim. O minicik ayağını avucumun içine alıp okşamayı, öpmeyi..
     İnceledim resmi, her ayrıntıyı baş parmağını yukarı doğru çekmeni, tırnaklarını özellikle serçe parmağındaki o varla yok arası minik tırnağını, topuğunu.. Sanki gözümün önünde gibi gerçek, ama ben dokunamıyorum. Çok acıtıyor canımı annecim, seni özleyişim dayanılmaz oluyor.
     Sonra bütün vücudunu düşündüm, ellerin, kolların, göbeğin, dizlerin, sırtın.. Nasıl dayanacağım bilmiyorum oğlum, her bir hücren gözümde tüterken, bir kere koklayabilmek için canımı verirken nasıl dayanacağım yokluğuna. Allah'ım yardım et n'olur, rüyamda göster bari oğlumu bana..
Devamı --> »

10 Kasım 2014 Pazartesi

Allah bagislasin..

     Birinin çocuğuna iyi dileklerde bulunmak için kullanılır genelde. "Bir kızım bir oğlum var" ya da "4 yaşında bir oğlum var" gibi bir cümle kuran kişiye karşıdaki kişi hemen "Allah bağışlasın" der bizim geleneklerimize göre. Ben de çok kez duymuş ve kullanmışımdır muhtemelen. Ama hiç düşünmeden. 

     Artık çok tuhaf geliyor bu cümle, bana söylendiğinde mantık çerçevesine oturtamıyorum ben de bir başkasına diyemiyorum bunu artık. Çünkü o çocuğun sağlıklı olmasını dilemek için kullanılır genelde, bu durumda ölen çocukları Allah bağışlamamış mı oluyor. "Allah sahibine bağışlasın" anlamı vardır belki diye düşünüyorum ama o da olmuyor, çünkü zaten sahibi Allah.

     Abini yanımda görüp de "Tek çocuk mu?" diye sordu geçenlerde bir kadın. "Evet" diyebildim ben, o da "Allah bağışlasın" dedi. O an takıldı bilincim, kalakaldım. Sonrasında, "bir oğlum daha vardı ama o öldü" desem ne diyecekti acaba kadın. "Neyse Allah birini bağışlasın bari" mi diyecekti? Olmaz, öyle denmez ki bir anneye. O yüzden anlamlandıramıyorum bu cümleyi artık. Allah bağışlasın denmemeli bir çocuk için. Çok şükür abin yaşıyor, yani Allah bağışladı bize onu ama seni de bağışladı bize Allah'ım. Bu dünyada bize emanet etti seni ve inşallah cennette de bizim yanımıza verecek seni. İnşallah oğlum..

Devamı --> »

9 Kasım 2014 Pazar

Altin tasta ölüm..

"Izdırabı gül suyuna bandılar
Gülüm seni arar oldum, nerdesin
Ayrılığı altın tasta sundular
Ölüm seni arar oldum, nerdesin.."

     O kadar güzel bir yerdesin ki şikayet edemiyorum oğlum. Allah'ım seni Cennete alarak bize öyle bir lütuf vermiş ki, ayrılığa ağlamaya utanıyorum. Türküdeki gibi işte altın tasta sunuldu bize bu ölüm, gül suyuyla yıkandı yanan ciğerlerim. Bu dünya gözüyle bakınca canımı parçalayan ölümün, ebedi dünya için nasıl da kıymetli. O yüzden işte bu dünyaya katlanamayışım, o yüzden bir an önce bitse bu dünya yalanı diye bekleyişim. Çok özlüyorum seni oğlum, çok özlüyorum minik kuzum..

"Ölüm seni arar oldum nerdesin?"

Devamı --> »

5 Kasım 2014 Çarşamba

Tomurcuk..

Boşunaydı kalmanı istemeler
Boşunaydı dualar, sahiplenmeler
Sen Cennet çocuğuydun, yanındaydı melekler
Bir eşsiz gülücükle veda ettin dev çocuk..
Devamı --> »

1 Kasım 2014 Cumartesi

Kış..

     Kış geliyor. Sen öldüğünde ilkbahardı, yaz geçti sonbahar geldi diye üzülürken bugün mezarının başında, o soğuk Ankara ayazını hissedince anladım kışın dayanılmazlığını. Biz kat kat giysiler içinde, evlerimizde bile üşürken buz gibi soğuk toprağın altında çırılçıplak yatan canlarımıza nasıl dayanacağız. Nasıl "Çok soğuk, üşüdüm" diye yakınacağım sen ordayken. Oğlum, kuzum, ciğerim toprağın altında yatarken ben nasıl sığacağım bu sıcacık eve..

     Ama şükürler olsun ki cennette olduğunu biliyorum ve hep orayı düşünmeye çalışıyorum. Toprak altında yatan değil, cennette koşup oynayan "Melek Oğluşum Asil Miran"'ı düşünüyorum.

Devamı --> »

27 Ekim 2014 Pazartesi

Cocuk yardimi..

     Bir insanın çocuğum öldü diye beyan vermesi, form doldurup bir yerlere haber vermesi..

     Şu hayatta böyle bir şeyin gerekebileceği, birilerinin böyle bir acıya maruz kaldığı, kalabileceği aklıma bile gelmemişti. Ama bugün ben yaşadım bu durumu oğlum. Gidip iş yerinde maaş hesaplarıyla ilgilenen kişiye "Benim çocuklarımdan biri öldü, o yüzden devletin bana verdiği iki çocuk yardımının bire düşmesi gerekir. Ama ölen oğlum için devletin verdiği 38,5 liralık yardım hala yatıyormuş hesabıma. Ne yapmalıyım?" dedim. Ağlamadım ama yüzüne de bakamadım, gözlerimi kaçırdım cümleleri sıralarken. Ve söylediklerini tam anlayamadan "Tamam" deyip çıktım odadan. Sonra bir arkadaşıma sorup kavradım yapacaklarımı. 

     Bundan yaklaşık 9 ay önce ellerimle senin adın, doğum tarihin gibi bilgileri doldurarak artık iki çocuğum var diye beyan ettiğim formu bugün tekrar düzenleyerek seni sildim oğlum. Nasıl bir çelişkidir bu bilemiyorum. Şimdi bu cümleleri yazarken bile canıma saplanıyor acı. "Oğlum" deyip bir yandan da "Öyle bir oğlum yok yazdım" diyorum.

     Zor oğlum, çok zor annecim. Bir insanın çocuğunun öldüğünü bir yerlere bildirmesi çok zor, "Ben kabullendim siz de kabul edin artık" der gibi. Neyse yazamıyorum daha fazla. Çok zor annecim bilesin.

     Ben de bildirdim senin öldüğünü, artık küçük oğlum yok, o yüzden onun için 38,5 lira yatırmanıza gerek de yok dedim özetle. Aklımıza gelmediği için sen öldükten sonra 6 ay daha yatmış o para, onu da ödeyeceğim devlete tekrar. Bizim değil o para çünkü. Küçük çocuğu olan, küçük çocuğu yaşayan başka bir ailenin parası olmalı. Bizim değil, bizim küçük oğlumuz YOK ARTIK..


Devamı --> »

23 Ekim 2014 Perşembe

Cennette buyumek..

     Cennette büyümek var mıdır acaba? Senin gibi bebekken ölen insanlar orda büyüyorlar mı oğlum?

     Az önce rüyamda gördüm seni ve büyümüştün biraz daha. Ölmeseydin şimdi olacağın yaştaydın. Algıların, hareketlerin tam 21 aylık çocuğunkiler gibiydi. Aklıma takıldı o yüzden, uyuyamadım. Bir yandan da sevindim annecim, büyüyor olmana sevindim, eğer öyleyse tabi Allah bilir. 

     Banyo yaptırıyordum seni ama artık oturmuyordun, ayakta gayet rahat hareket edip suyla oynuyordun. Gözümün içine bakarak yani aslında yanlış olduğunu bildiğin halde beni deneyerek suyu ağzına almaya çalışıyordun. Ben de üstüne basa basa "Haaayır Asil Miran, hayır o içilmez annecim" diyordum. Sonra gelip beni gıdıklamaya çalışıyordun, elini boynuma sokup kıpır kıpır oynatıyordun parmaklarını. Ben abartarak güldükçe sen de gülüyordun.

     Sana gıdıklamayı öğretmemiştim annecim, melekler mi öğretti sana? Oynuyorlar mı onlar da seninle? Hep kendime yanıyorum, hep kendi özlemimi anlatıyorum ama bir tarafım da sana yanıyor oğlum. Hiçbir şey göremedi, bu dünyanın hiç bir nimetini tadamadı oğlum diye üzülüyorum. Annesine doyamadı, babasının kucağında uyuyarak eve taşınmadı, abisinin peşinde koşturup topu almaya çalışmadı diye sana da yanıyorum bir yandan. Ama bugünkü rüyam biraz rahatlattı beni. Cennette bizim yokluğumuzu hissetmiyorsundur belki, orda buradakinden kat kat daha mutluluklar vardır biliyorum. Allah'ım sana bir melek anne vermiştir, o büyütüyordur seni, her şeyi o öğretiyordur sana.

     Öyle değil mi kuzum, orda çook mutlusun değil mi?
Devamı --> »

21 Ekim 2014 Salı

Çocuğu ölmüş çalışan anne..

     Çalışmam gerekiyormuş oğlum, sanki 6 ay önce oğlum ölmemiş gibi yapmamı, aynı masaya oturup kaldığım yerden devam etmemi istiyorlar. O kısacık ömrünün son 3,5 ayında seni bırakıp geldiğim yere gelmemi ve hiç "keşke" demeden, "keşke buraya gelmek yerine oğlumun yanında olsaydım" diye düşünmeden çalışmam gerekiyormuş. Bir robot gibi kurup programlayıp, "anne" olduğumu hiçe sayıp "üzülmeyeceksin artık" diyorlar.

     Yoruldum annecim, insanlara derdimi anlatmaktan "kötüyüm" demekten yoruldum..

Devamı --> »

14 Ekim 2014 Salı

2
yorum
Gasilhane..

     Gasilhane.. Ne tuhaf bir kelime. Daha önce  duymuşumdur muhtemelen ama seni toprağa vereceğimiz gün Karşıyaka'nın kapılarından birinden arabayla girerken yön tabelalarında bu kelimeyi okuyunca içime saplanan acı öğretti bana bu kelimeyi. Seni, minik bebeğimi o gasilhane denen yere koyup yıkayacaklardı, ölü yıkama odasına yani.

     Senin öldüğüne inanmayıp bunu algılayamıyorken, ölü yıkama odasına yakıştıramıyordum seni. Bir yanlışlık, bir mantıksızlık, bir acımasızlık görüyordum. Hala kafamda netleşmiş değil hala da mantığımda bir yere oturtabilmiş değilim bunu. Hala yakıştıramıyorum seni o odaya, gasilhaneye.

     Senden sonra gittim yine oraya. Seni en son gördüğüm yer orası çünkü. Belki bıraktığım yerde duruyorsundur diye, belki o gün göremediklerimi görmek için, belki "Niye son kez kucağıma almadım, niye doya doya uzun uzun sarılmadım" diye kendime kızdığım için.. Tepedeki o camiye çıkıp gasilhaneye girdim ve senin yıkandığın o odada tek başıma dakikalarca ağladım. Metalmiş seni yatırıp yıkadıkları yatak, suyun akması için tuhaf bir eğim verilmiş üstüne, büyük süngerler var duvardaki raflarda, tuhaf metal kulplu taslar.. Ve bir koku.. Dayanılmaz acı veren, o günü hatırlatan o keskin koku. Dezenfektan gibi bir kimyasal muhtemelen ama benim ciğerlerimi dağlayan o kokuyu unutmuyor, normalleştiremiyorum kafamda.

     Ilık suyla yıkıyorlarmış ölüleri, sordum. Bir bayan gassal "Merak etme incitmeyiz" dedi. Yüzümdeki acıyı, endişeyi, çaresizliği görmüş olacak ki ben sadece suyun sıcaklığını sordum ama o incitmeyiz dedi. Ölüp gitmiştin çoktan ama ben incitildiğinden korkuyordum, "ya canını yaktılarsa oğlumun" diye düşünüyordum. Tuhaf değil mi? Anne olmak tuhaf be oğlum. Aklın, mantığın ne derse desin yüreğin ciğerin ayrı yanıyor anne olunca, teselli olamıyor yüreğin işte bütün mantıklı çıkarımlara rağmen. "Ölüler hiç bir şey hissetmez" i aklım biliyor ama ölen kendi oğlum olunca yanıyor yüreğim kor gibi işte.

     Sonrasında gördüğüm cenaze namazının kılındığı o avlu, oturup namazını kılanları izlediğim o banklar ve üst tarafı kapatan o dev çadırlar.. O gün Allah'a yalvarırken onları görmüştüm hep. Seni almasın, bana geri versin diye yalvarırken Allah'a.. Hep yukarda olduğunu düşünürüz ya Allah'ın, o yüzden semaya açarız ellerimizi, yüzümüzü gökyüzüne çeviririz. Ben de hep yukarı bakmışım senin defnedildiğin o gün. Allah'ı görebilmek, seni geri isteyebilmek için. O yüzden herhalde ki bir tek o çadırlar kalmış aklımda..

Devamı --> »

13 Ekim 2014 Pazartesi

Alistirma bardagi..

     Su bardağın.. Hani kendin kolaylıkla içebilesin diye yanlarda iki küçük tutma yeri olan, bebeklere özel sert bi ağzı olan biberon benzeri alıştırma bardağı..

     Ciğerimi parçaladı bugün o bardağın. Bulaşık makinesini boşaltırken mutfak dolabında çarptı gözüme ve yaklaşık 4 aydır elime alamadığım bardağını aldım. İçinde hala biraz su var senden kalan. Senin içtiğin su artığı, o kadar değerli ki benim için, acıya boğsa beni bağıra bağıra ağlatsa da dökemiyorum. Bardağın ağzını dişlerdin ya hep, minik diş izlerin var şimdi üstünde, parmak izlerin vardır o minik tutma yerlerinde. Üstündeki küçük resme bakıp "aaa" diye sevmeni, bana göstermeni hatırlıyorum. O kadar gerçek ki o görüntü, nasıl yalan oldu diyeceğim, artık bitti diyeceğim.

     Bu acıya nasıl dayanılır bilmiyorum, nasıl "Olsun, minik oğlum ölmüş olsa da hayat devam ediyor" denilir ki! Bana nasıl "Artık toparlanmalısın" diyorlar anlamıyorum. Oğlumun öldüğü gerçeği değişmiyor ki. İlk gün nasıl sen öldün diye kendimi parçaladıysam, sonra nasıl nefes bile almak istemediysem şimdi de aynı. Yine sen ölüsün oğlum, hala ölüsün. Ne değişiyor da ben artık toparlanabileyim. Acıya alışmam gerektiğini düşünüyorlar belki, artık o acıyla yaşamaya alışmayı. Ama bu öyle alışılabilecek, dayanılabilecek bir acı değil ki. Minik oğlum öldü benim, bağrıma basıp kokladığım, öpmeye sevmeye doyamadığım, nazar değmesin diye dualar okuduğum, benim oğlum olduğu için kendimi dünyanın en şanslısı annesi gibi hissettiren, bana Allah'ın hediyesi olan bebeğim öldü.

     
Devamı --> »

11 Ekim 2014 Cumartesi

Ruya..

     Rüya görmek de Allah'ın bize verdiği nimetlerdenmiş oğlum, sen öldükten sonra anladım. Çünkü artık seni görebilmem, duyabilmem, bir şekilde seni hissedebilmem imkansız. Ama rüyalarımda yaşatıyor bunu Allah'ım. Seni gözlerimle görüyorum, sesini duyuyorum ve sarılıyorum sana rüyalarımda. Ama o rüyadan uyanmak o kadar acı veriyor ki.. Uyanıp da rüya olduğunu anlamak seni kaybettiğimi tekrar tekrar yüzüme vuruyor, sana olan özlemim yüreğimi kazıyor resmen. 

     Her gece yalvarıyorum Allah'a, rüyamda göreyim seni diye. "Çok özledim Allah'ım, n'olur rüyamda sarılayım oğluma" diye diye uyuyorum. Sıçrayarak uyandığım oluyor heyecandan sen rüyama girince, hemen gözlerimi kapatıyorum rüyam devam etsin diye. Çünkü seni görebileceğim tek yer artık rüyalarım. O rüyadan uyanmak ciğerimi parçalasa da şükrediyorum Allah'a seni gösterdi diye.

     Hep iyi hallerini göremiyorum ama rüyamda. Bazen çok kötü görüyorum seni, hasta, perişan.. Neyse bunları anlatamıyorum bile.. Bugün de girdin rüyama ama ölü halinle, defnetmeden önce yıkıyorlardı buz gibi bedenini. Onu gördüm yine, o gasilhane denen yerde seni yıkarlarken. Allah kimseye yaşatmasın o sahneyi, evladının cansız bedenini yatırıp son kez yıkayışlarını. Ben görmüştüm seni orda o halde ve bugün de rüyamda. O çaresizliği, o dayanılmaz acıyı, o geri dönüşü olmayan düzeltilemeyen canını versen de geriye alamayacağın durumu yine yaşadım dün gece. Ve çıkmıyor aklımdan işte, uyandığımdan beri yüreğim kaynıyor. Senin o cansız, buz gibi bedenin ciğerimi yakıyor annecim.

Devamı --> »

8 Ekim 2014 Çarşamba

Sabır ver Allah'ım..

Evladın ölümüne sabır

Sual: Küçük çocuğumuz öldü. Ana-baba olarak çok ağladık. Bize günah oldu mu?
CEVAP: Ağlamak merhametten ileri gelir. Ağlamak günah olmaz. Bağırıp çağırıp isyan etmek günahtır. Çocuğun ölmesi, malın elden çıkması, gözün kör, kulağın sağır olması, bir uzvun telef olması gibi, insanın isteği ile ilgisi olmayan musibetlere sabretmekten daha faziletli sabır yoktur. Sabredenlere verilen sevabın miktarını Allahü teâlâdan başkası bilmez.
     Musibetlere sabır, sıddıkların derecesidir. Bunun için Peygamber efendimiz şöyle dua ederdi:
     (Ya Rabbi, bana öyle yakîn ver ki, musibetler bana kolay gelsin!)[Tirmizi]
     Oğlu İbrahim ölünce de, (Ya İbrahim, ölümüne çok üzüldük. Gözlerimiz ağlıyor, kalbimiz sızlıyor. Fakat, Rabbimizi gücendirecek bir şey söylemeyiz) buyurmuştu.
     (Bir çocuk ölünce, Allahü teâlâ, bildiği halde, meleklerine sorar:
     -  Kulumun çocuğunu aldınız, kalbinin meyvesini kopardınız. Peki kulum buna ne dedi?
     -  Ya Rabbi, hamd edip teslimiyet gösterdi.
     -  O kuluma Cennette bir ev yapıp, adını da, “Hamd evi” koyun!)
[Tirmizi]


Bunları Cennete götürün

     Kıyamette Allahü teâlâ, müminlerin çocukları için, (Bunları Cennete götürün) buyurur. Melekler, çocukların Cennete girmesini söylerler. Çocuklar, (Ana-babamız hani?) derler. Melekler, (Onlar sizin gibi günahsız değildir. Görülecek hesapları var) derler. Çocuklar ağlaşır, (Ana-babamızı almadan girmeyiz) derler. Cenab-ı Hak, çocuklara buyurur ki:
(Ey yavrular, haydi gidin, ana-babanızı da alıp Cennete girin!)[Nesai]

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

     (Küçükken ölen çocuklar, ana-babaları ile karşılaşınca, ellerinden tutup, ana-babaları Cennete girinceye kadar, onlardan ayrılmazlar.) [Müslim]
     (Hiçbir Müslüman yoktur ki, büluğa ermemiş bir çocuğu ölsün de, Allahü teâlâ, bol rahmeti sebebiyle, onu Cennete koymasın.)[Buhari, Nesai]
      (Üç evladı ölmüş olan bir Müslüman ateşe girmez.) [Buhari, Müslim]
(Kimin bâlig olmamış üç evladı ölmüşse, bu çocuklar, onu ateşten koruyan bir kale olur, ölen evlat iki, hatta bir olsa da...)[Tirmizi]

      Peygamber efendimiz, (Üç çocuğu ölen, Cennete girer) buyurdu. Oradakiler, (İki çocuğu ölen de mi?) diye sual edince, (İki çocuğu ölen de Cennete girer) buyurdu. (Ya bir çocuğu ölen?) diye tekrar sual edilince, buyurdu ki: (Allah’a yemin ederim ki, bir çocuk doğup hemen ölse, annesi sabredip sevabını Allahü teâlâdan beklerse, annesini Cennete götürür.) [Taberani]

      Yine buyurdu ki:
     (Alan da, veren de Allahü teâlâdır. Çocuğu ölen o kadına taziyede bulunun. Sabretsin, ecrini görecektir.) [Müslim]
     Musibete uğrayanı teselli etmelidir. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:
     (Çocuğu ölen kimseyi teselli edene Cennet hırkası verilir. Musibete uğrayanı teselli eden, onun sevabı kadar sevap kazanır.) [Tirmizi]

Sual: Küçük çocuklar da ölürken sıkıntı çeker mi?

CEVAP: Bir Müslümanın çocuğu, ölüm döşeğinde iken, 360 melek gelir, o masumun karşısında durup, (Ya masum, müjdeler olsun sana, bugün, ölmüş olan, âbâ ve ecdadını ve bütün komşularını, Hak teâlâdan dile) derler.
      Melekler, başına bir şefaat tacı ile gayret ve kuvvet gömleğini giydirip, gözünün perdesini kaldırırlar. Perdeler kalkınca, tâ Hazret-i Âdem aleyhisselamdan beri, geçmiş ecdatlarını görür. Onların bazısı için hazırlanan azabı görünce, haykırıp titrer. Bunu bilmeyenler can çekişiyor zanneder.
     Can alıcı melekler gelirler, (Ya masum, âlemlerin yaratıcısı sana selam söyleyip, “Ben onu yarattım, yine bana gelsin. O ruh emanetini ben verdim, yine bana versin. Onun karşılığında ona Cennet ve didar vereyim” buyurdu. Haydi yüzünü çevir, bak) dediklerinde, o masum da, bakar, melekleri görür. Sevinçten coşup titrer ve döşeğinde can vermeye atılır.
Yine o azap içindeki ecdatları gözüne erişince, yine canını vermek istemeyip, (Ey melekler! Allahü teâlâ, akraba ve ecdadımı bana bağışlasın) der. Allahü teâlâ da, (İzzim hakkı için bağışladım)buyurur.
     Melekler, (Ya masum, sana müjdeler olsun, Hak teâlâ, imanı olanların günahlarını bağışladı ve bütün dileklerini kabul eyledi) dediklerinde, masum sevinçli iken, masumun anası ve babası suretinde iki huri gelip, kollarını açarak, (Ey evladımız, bizimle gel, biz Cennette sensiz olamayız) derler.
Masumun eline bir Cennet meyvesi verirler. Masum, meyveyi koklarken Azrail aleyhisselam, kendi gibi, bir güzel masum olup, habersizce canını alır ve Cennete götürür.
      Orada, yeşil bir sahra vardır. Masum, (Beni buraya niçin getirdiniz) diye sorar.
     Melekler şöyle cevap verirler:
     Kıyamet yeri vardır. Çok sıcaktır. Bu sahrada, 70 bin rahmet pınarı vardır. Resul-i ekremin havzının başında durup, nurdan bardakları görürsün.
     Anan, baban kıyamet yerine geldiklerinde, bu bardakları su ile doldurup, onlara verirsin ve onları bırakma ki, Cehennem yoluna gitmesinler. Çünkü, senin duan, Hak katında makbuldür. Cuma geceleri, yeryüzüne inersin. O vakit Allahü teâlânın selamını, Müslümanlara ulaştırırsın.

     Ne mutlu, çocuğu ölüp de, sabreden ana-babaya...

Devamı --> »

4 Ekim 2014 Cumartesi

Ağıt..

Bir sonsuz rüyaya açılmış gözler
Yummayın yummayın kirpiklerini
Besbelli üşütür soğuk topraklar
Soymayın soymayın giydiklerini..
Devamı --> »

3 Ekim 2014 Cuma

Bayram şekeri mi? Evet aldım..

     Bayramın olmazsa olmazı, bayram şekerleri.. Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı farketmez, evde muhakkak olmalı. En azından şeker istemek için kapıya gelecek olan çocukları düşünerek alınır eve. Sonrasında evin çocuğu çok yemesin diye saklanır bir köşeye.

     Ben şeker almamıştım eve, temizlik falan da yapmadım. Çünkü "bayram" olmuyor artık bizim evde. Gelmek isteyene evde değiliz dedirteceğim, telefonları açmayacağım. Çünkü "Bayramın kutlu olsun" diyene katlanamam, bayramlık giymiş çocuk görmeye dayanamam ben.

     Abini öpeceğim bir tek, ona sarılacağım bayramda oğlunu seven bir anne gibi. İhtiyacı var çünkü onun bana. Sonra da senin mezarına geleceğim annecim, seni öpemesem de o buz gibi mezar taşını öpeceğim ve bir bayram şekeri bırakacağım toprağına. Sırf bu yüzden, sırf sana bir tane getirebilmek için bir paket şeker aldım bu akşam. Senin hatrına aldığım o şekerleri de çocuklara dağıtacağım. Birazını senin gibi kocaman mezarlarda yatan küçücük çocuklara, birazını da şeker yiyebilen ölmemiş çocuklara..

Devamı --> »

1 Ekim 2014 Çarşamba

Tekrar işe başlamak..

     İşe başlamam lazım oğlum. Daha doğrusu işe başlamam lazımmış, öyle diyorlar. Senin ölümünden sonra gidemedim işe, rapor aldım hep. Üç gün sonra bitiyor raporum ve ben çalışabilecek gibi değilim annecim. Ne yapayım bilmiyorum, kime nasıl anlatayım hala hazır olmadığımı. 5 ay oldu, tamam belki bir çok şey için uzun bir süre. Ama evladı ölen bir annenin işe başlaması, hayata tutunması için çok kısa bu. 

     "Bu kadar yeter, başla işe.."
     "İşe başlarsan zaman çabuk geçer.."
     "Gel artık özledik seni.."
     "Ooo epey rapor aldın ama yeter"
     "Bir başla işe, bak göreceksin iyi gelecek.."
     "Niye gitmek istemiyorsun işe anlamıyorum ki.." 
     "İyi yattın ama haa.."
   
     Bunları duyuyorum çevremden hep. Artık işe başlamak istemediğimi söylemeye bile utanıyorum. Sanki ben bir boşluk bulmuşum da o fırsattan istifade edip yatıyor, tatil yapıyormuşum gibi düşünüyorlar. Sen ölmeseydin de ben gece-gündüz işe gitseydim, sen ölmeseydin de son nefesime kadar en ağır işlerde çalışsaydım. Bilmiyorlar ki çalışmaya falan üşenmiyorum, evladımın ölümünden sonra hiç bir şey olmamış gibi davranamıyorum ben. Aynı hayata kaldığım yerden devam edemiyorum. Çalışmaktan kaçmak değil benimki, nefes aldığıma vicdanım yanarken işe nasıl gideyim ben. O kısacık ömrünün son üç ayında yanında olmak, sana sarılmak yerine o iş yerine gitmiştim ben, nasıl döneyim şimdi. Sen ölmeden 3 ay önce doğum iznimi bitirip işe başlamıştım. Nasıl azap çekiyorum o son 3 ay gündüzleri yanında değildim diye. Çünkü senin beynindeki tümör büyürken o masada oturup çalışıyormuşum ben. Şimdi aynı masaya oturup nasıl çalışayım eskisi gibi. İşe başlamasaydım hastalığını bile farkedecektim belki. Çünkü sen huzursuzken "Annesini özlüyor" dedik biz, yürümeyip kucak istediğinde "Babaannesi kucağa alıştırdı" dedik. Hep hayatımızdaki değişikliğe yorduk. Ama işe başlamasaydım, o anormallikler için bahane bulamayacaktık, anlayacaktık bir şey olduğunu..

     Tamam, Allah ömrünü o kadar verdiyse hiç bir şekilde engel olamazdık. Ama düşünmeden edemiyorum. O iş yerine döndüğümde de kendimi suçlamadan edemeyeceğim. Canım daha çok yanacak.

     Bilmiyorum oğlum, ne yapacağımı bilmiyorum. Tek bildiğim canımın yandığı..

Devamı --> »

30 Eylül 2014 Salı

Bebeğimiz için en güzeli seçmek..

     Asil Miran, tatlı oğlum benim. Senin için bir albüm yaptırıyorum annecim, resimlerin arasından en güzellerini seçtim ve tarihlere, olaylara göre sıralayarak, bazı notlar ekleyerek gönderdim fotoğraf stüdyosuna. Kitap şeklinde bir albüm olacak, o yüzden kapak, isim falan seçmem gerekiyordu. Ben de adını "Melek oğlumuz Asil Miran" koydum. Doğumundan başlayarak mezar taşında biten bir fotoğraf dizisi.

     Mezar taşına da "Melek oğlumuz Asil Miran" yazdırmıştım. Onun için de uğraşmış, resim seçip, üzerine neler yazdıracağımızı falan ayarlamıştım. Mezar taşının şeklini, boyutunu, yazılarını.. Allah kimseye böyle bir şey yaşatmasın. O kadar büyük bir acı ki insanın kendi evladının mezar taşını seçmesi. Doğduğun andan itibaren her şeyini ben seçip almıştım. Her şeyin en iyisi olsun diye araştırıp, senin için en güzelini seçmiştim. Doğacağın hastane, doktorlar, kıyafetler, ayakkabılar, şampuanlar, kremler, bezler, ıslak mendiller, yemeklerin için sebzeler, meyveler... Adını bile ben seçtim ama bunu seçeceğim aklıma bile gelmemişti. Senin için mezar taşı seçmek de varmış kaderde. Baban çektiğim acıya dayanamıyordu o zamanlar, "sen uğraşma, ben yaptırırım en güzelini" diyordu ama kabul etmemiştim, senin için alacağımız en son şeyi de ben seçmeliydim. Canım çekile çekile mezar taşı araştırdım internetten, bir kaç mezarcı dükkanına gidip modellere baktık. Düşünebiliyor musun minik bebeğimin yatacağı mezar için modellere baktım ben. Yine söylüyorum, Allah kimseye yaşatmasın bunu, kimseyi evladının ölümüyle sınamasın. 

     Yaptırdık mezar taşını istediğimiz gibi, hem de bayramdan bir kaç gün önce bitti. Bayramlığın oldu yani, sana aldığımız son bayramlık..

     Bugün yine oturdum mezarının dibine, gözyaşlarımı akıttım o mezar taşına. Mezarına konan toz tanesi bile gözüme batıyor annecim. Yağmur yağıyor, çamur oluyor dipleri ama ben her seferinde temizliyorum her köşesini. Tertemiz olsun istiyorum her an. Sanki bebeğini kirden, mikroptan sakınan ya da kıyafetleri hep tertemiz görünsün isteyen hassas bir anne gibi. Bir "anne gibi" mezarını koruyor, sakınıyorum annecim. Çünkü biliyorum ki ömrüm oldukça evim orası olacak ve inşallah ben de o mezarda toprak olacağım senin gibi. Araştırdım onu da. Aynı mezara gömülmeye izin veriyorlar, aradan 4-5 sene geçmiş olması kaydıyla. O mezarda yatan kişinin kemiklerini bir araya toplayıp yeni cenazenin baş ucuna koyuyorlarmış. Senin kemiklerin başucumda olacak inşallah ben toprak olurken. Senin karıştığın toprağa karışacak benim de bedenim.

     Beden, vücut önemli değil biliyorum. Bedenimizin toprak altında çürüdüğünü düşünmemek lazım. Çünkü öldükten sonra ruhumuz çekiliyor o bedenden, bir işlevi kalmıyor. Ama napayım oğlum, anneyim ben işte dayanamıyorum. Aklıma geliyor o minicik ellerin, ayakların ne haldedir şimdi diye. Bedenine o toprağın altında ne olmuştur diye. Onu da araştırıyordum ilk zamanlar. Ama baban kızdı, "yapma dayanamazsın" dedi, "bunları düşünmek eziyet sadece bize, sen onun cennette koşup oynadığını bil, onu düşün" dedi. Öyle yapmaya çalışıyorum, aklıma geldikçe Allah'a sığınıp yardım istiyorum, cenneti düşünüyorum. Şimdi mesela, yine cenneti düşüyorum oğluşum, canımın parçası kuzumun toprak altında çürüyen bedenini beynimden atıp cenneti düşünmeye çalışıyorum..

     Yardım et Allah'ım, yardım et benim gibi bu acıyı çeken herkese ve nolur başka kimseye yaşatma Allah'ım..

Devamı --> »

26 Eylül 2014 Cuma

2
yorum
Hayırlı evlat..

     
Efendimiz Sallallahü Aleyhi Vessellem buyurmuştur ki:
'' Kadın, hamileliğinde, doğum yapıncaya , bebeği sütten kesilinceye kadar, Allah yolunda hudutlarda nöbet bekleyen mücahit gibidir ( daima öylece sevap alır durur). Eğer bunlar arasında ölüverirse ona şehit mükâfatı ve ecri vardır. ''

'' Kadın hamile iken, bu onun için gündüz oruçlu, gece namazlı, rabbine gönülden teslim olmuş, mücahit bir kimsenin ecir ve mükâfatı gibi mânen kazanç sağlayan bir durum hâsıl eder.''

'' Doğum ağrısı tuttuğunda, hiç bir mahluk onun ne kadar çok ecir ve mükâfat kazandığını hakkıyla idrak edemez. "

'' Çocuk doğunca bebeğin sütü her soruşunda veya her süt vermede anasına, bir can ihya etmişcesine sevap gelir.''

''Kadının lohusalıktan çıkma zamanı gelince, vazifeli melek her iki omuzuna vurarak der ki :"

'' Hiç günahın kalmadı, pak oldun. Haydi hayata günahsız olarak yeniden başla."



     Sen de bu yüzden mi bekledin oğlum, ölmek için seni sütten kesmemi yani yukarıdaki yazıya göre tüm günahlarımın bitmesini mi bekledin annecim?

     Sana hamileyken çok sağlıklıydın, doğumun normal oldu hiç sorun yaşamadık, sonrasında da çok sağlıklı bir bebek olarak büyüyüp sütten kestikten 20 gün sonra kayıp gittin elimden. O beyin tümörü son 20 gününde buldu seni ve çabucak aldı minik canını.

     Bir tesadüf olduğuna inanamıyorum şimdi bu zamanlamanın. Söyle annecim, benim günahlarımın tamamen temizlenmesini mi bekledin kuzum, ölmeden önce o kısacık ömründe, o minicik bedeninle annene hayırlı evlat olmaya mı çalıştın?

Devamı --> »

25 Eylül 2014 Perşembe

Yine bayram oluyor..

     Dön gel, oğlum kuzum dön gel, yine bayram oluyor
     Herkes sevdiğine neler neler alıyor..

     http://www.youtube.com/watch?v=pJsT0TF2BWE

     Bayram.. Hani herkesin bir araya gelip kaynaştığı, bütün kardeş, kuzen, dostların memlekette toplanmasıyla güzel elbiseler giyinip hoş sohbetlerle, mutlulukla kutlanan ritüelimiz..

     Tamam, dini bir vecibe, kutsalımız. Ama bu da namaz gibi, oruç gibi isteğe bağlı olmalı. Kişinin iradesine bırakılmalı. Bayram edebilen gönlünce coşkuyla kutlasın ama ciğeri yanana bayram denmesin nolur. Kimse ziyarete gelmesin, ziyaret, telefon beklemesin ondan. "Bayramınız kutlu olsun" denir mi ya, evladı ölen, minicik bebeği toprağın altında yatan anneye "İyi bayramlar" denir mi dalga geçer gibi. İşkence edercesine zorla bayram dedirtilir mi? Açlıktan ölmek üzere olan birine "Afiyet olsun" demek gibi bir şey bu. 

     Özgürüz hepimiz, istediği zaman istediği yere gidebilen kocaman insanlarız sözde. Ama öyle olmadığını anladım artık, aslında bütün toplum tarafından hapsedilmişiz bunu anladım. İnsan içine çıkmak istemiyorum, kimseyle konuşmak iletişim kurmak istemiyorum diyemiyorsunuz. Dediğinizde de hasta muamelesi görüyorsunuz. Yakınlarınız harekete geçiyor, doktora, psikoloğa falan yönlendirilip mecbur bırakılıyorsunuz o toplumda yaşamaya. Bir film var hani Truman Show diye, birinin (Jim Carrey sanırım) hayatı doğumundan itibaren kurgulanmış bir senaryoya dayatılmış, bütün ülke onu izliyor ve adamın bundan haberi yok. Öyle hissediyorum kendimi artık. Kaçacak hiç bir yerim yok, yalnız kalabilecek bir anım yok. Mecburum bu bayramı yaşamaya. Ciğerimi yaka yaka "Olmaz, bugün bayram" diyecekler, gelecekler yanıma yüzlerine bakmamı isteyecekler. Ağlama diyerek bütün hücrelerimi sessiz hıçkırıklara boğacaklar.

    Sen öldükten sonraki ikinci bayram olacak bu. İlkinde Kırşehir'e kaçayım dedim annemlere. Ankara'dan kaçtım ama bayramdan kaçamadım. Gözüme bakan herkeste kendi acımı görüp utandım. Bu sefer gitmeyip evde kalayım diyorum ama "bayram"dan nasıl kaçayım bilmiyorum oğlum. 

     Hani türküde diyor ya 

    "Yağmura karışır yaşın,
     Dünyaya sığmaz ki başın.." 

öyleyim annecim. Sığdıramadım acıyla kavrulan şu başımı koca dünyaya..


Devamı --> »