Kategoriler

ölenin ardından etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölenin ardından etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2018 Pazartesi

Hayatın çarkları..


Her gün aynı düzende akıyor hayat.
Başkaları değil tabi ama benim de o çarkların içinde dönüyor olmam acı.
Ama acı da olsa bir işe yaradığı kesin, oyalıyor insanı.
Çünkü ne zaman dönüp duran çarklardan kurtulup içime dönsem sen düşüyorsun gönlüme ve yeniden kanıyor bağrımdaki sızı.
İşten eve koştururken 5 dakika durup güneşin batışını izleyeyim dedim,
Olmadı..

Devamı --> »

12 Ekim 2018 Cuma

6
yorum
Öleni unutmak..

Unuttum sanıyorlar
Seni, ölen oğlumu artık unuttum sanıyorlar.
Ne garip
Buna inanılır mı, bu olabilir mi?
Ama benim payım da çok büyük bu düşüncenin oluşmasında
Çok soğukkanlıyım
Baban hariç herkesin yanında fazlasıyla soğukkanlıyım.
Kelime tam bu mudur bilmiyorum ama anlatmak istediğim hiç ağlamadan, unutmuşçasına senden bahsedebiliyorum. Normal bir muhabbette konu ölüm olunca ağlamadan, ölümün beni ne kadar yaktığını anlatmadan sürdürebiliyorum sohbeti.
Geçenlerde sohbet reenkarnasyona kadar vardı. Fikre katılan oldu, örnekler veren oldu, dalga geçen oldu. Epey dinledim arkadaşları, içimden seni düşünerek. Ben inanmıyorum dedim net bir şekilde. Ben oğlumun şu an dünyada başka bir bedende yaşadığına inanmıyorum. Allah ona bu dünyada 16 ay ömür vermiş, yaşadı kollarımda ve gitti Cennet'e. Ben de layık olabilirsem, orada kavuşacağız.

Yine başka bir gün bir arkadaşım, ölen annesinden bahsederken gözleri doldu. İnsanların o dönem onu anlamadıklarını, onu bazı şeylere zorladıklarını anlattı. Dinledim, akıl verdim. Sonra "benim oğlum öldüğünde rapor aldım işe gitmedim diye 'amma çok yattın evde haa' diyen oldu. Hem de en yakınlarımdan biriydi bu. Kimse artniyetli yapmamıştır, bilmediklerinden.. Demek istediğim insanlar seni anlayamazdı zaten." dedim. Dedim ama ağlamadım hiç.

Bu halimden korkuyorum açıkçası, bence normal değil.
İnsanın kendini bu kadar tutması, bu kadar içine atması normal değil.
İlk zamanlarda bile insanların yanında tutardım kendimi ağlamamak, bağırıp haykırmamak için. Bazen yapabilir, bazen patlardım ama hep tutmaya uğraşırdım. Hatta terapiye gittiğim bayan psikolog bile "anlatırken hiç ağlamamanız ilginç" demişti. Onun tavsiyesiyle yazmaya başladım hatta. Benim biriyle konuşurken kendimi bu kadar tuttuğumu anlayınca "yaz o zaman, yalnızken yazıya dök içini" demişti. Sadece bu fikrini mantıklı buldum ve bi daha da gitmedim terapiye. Yazdım. İlk aylarda psikolog karşısında bile ağlamazdım yani. Oysa şimdi bu satırları yazarken bile gözlerim yaş dolu, ekranı göremiyorum. O zaman acım o kadar tazeyken nasıl tutabildiysem?
Ama biliyorum kendimi, başka bir insan karşısında tutuyorum kendimi. Yalnızken frene basmıyorum, tam gaz ağlayabiliyorum.

Geçen ay annem bizdeydi bi süre. Hastane işleri filan epey dolaştık annecimle. İş güç, hastalık doktor konuşurken ara ara hep sohbet ettik. Bi gün yine hastane bahçesinde yürürken "U-nut-tun mu" dedi bir anda. Anladım hemen, cız etti içim. Ama anlamamışa yattım. "Oğ-la-nı u-nut-tun mu" dedi sonra felçli sesiyle. (Anlatamadım sana oğlum, vaktimiz olmadı. Annem 18 yıl önce geçirdiği felçten sonra böyle tane tane konuşur ve yavaş yavaş yürür oldu. Olsun canı sağ ya yetiyor bize. Şükür..) "Oğ-la-nı u-nut-tun mu" dedi felçli sesiyle. "Unutulur mu anne" dedim yine gayet soğukkanlı. "Unutmadım, alıştım böyle yaşamaya" dedim sadece. Oysa

Unutmadım anne, hem de bir gram bile azalmadan hatırlıyor, seviyor ve özlüyorum bebeğimi.
Hala gözlerimden akan şu yaşlar şahit
Hala acıdan sallanan kafatasım şahit
Hala ağlamamak için sıktığım dişlerim, gözyaşı pınarına bastırdığım ellerim şahit
Gözyaşlarıyla yıkanan elim, yüzüm, boynum şahit.
Hala "yaşasaydı"lı cümleler kurar
Hala evin içinde büyümüş bir Asil Miran hayal ederim
Asya Miray'a baktıkça, Asil Miran düşer yüreğime
O da böyleydi diye diye yanarım içimden.
Asil Miran'ı düşündükçe Asya Miray düşer aklıma
Ya ona da bir şey olursa diye diye yanarım içimden.
Hala kendime kızarım nasıl dayanıyorsun diye
Hala Allah'a her el açışımda her dua deyişimde "yardım et Allah'ım bana" derim
"Sana sığınıyorum dayanmama yardım et"
Unutmadım anne
Ölen oğlumu, canımın parçasını unutmadım..



Devamı --> »

3 Temmuz 2018 Salı

6
yorum
Kuyu..




Hıçkıra hıçkıra, bağıra bağıra ağlayasım oluyor bazen.
Haberlerde izlediğim, gazetede okuduğum bir habere ya da yolda gördüğüm yaşlı bir amcaya.
Dinlediğim bir bağlama sesine ya da türküde geçen bir cümleye.
Bazen de durup dururken.
Haykırarak ağlayasım geliyor.
Senin acına dayanmak için bütün gücümü harcıyorum demek ki
En ufak bi duygu yoğunluğu takatten düşürüyor.

Senden kalan basit, kırık bir oyuncak parçası ciğerime saplandı mesela dün.
"O kadar oyuncağın içinden şu kırık kelebek kanadıyla oynardı Asil Miran" dedim babana.
Dedim, birkaç saniye susup içimdeki sızıyı dinledim ve değiştirdim konuyu.
Geçti sandım, geçmemiş.
Kuyuyu taşırmış meğer.

Yüreğimde bir kuyu var diyor
um bazen.

Sana yanışlarımla yavaş yavaş doluyor.
Aklıma düştüğünde gelen feryatlarımı bir bir o kuyuya atıyorum.
Daim aktif.
Azar azar, yavaş yavaş dolup taşıyor.
Tüm gün hiçbir şey atmadığım da oluyor, bir anda kuyuyu tamamen doldururcasına yandığım da.

Sadece beni yakıyor artık o acı kuyusu, za
rarsız yani

Görünmüyor dışarıdan.
Önceden gözlerimden fışkırırdı kuyunun alevleri,
Bana bakan üzülür, acırdı.
Gözlerim de saklanmayı öğrendi zamanla.
Gözlerim görünmüyor dışarıdan.




Devamı --> »

5 Mayıs 2018 Cumartesi

4
yorum
Koyun koyuna yatabiliriz..


Acın zamanla azalacak derlerdi. Çok kızardım içimden. "Neden azalsın ki, oğlum geri mi gelecek sanki, ya da ben  bebeğini unutacak kadar kötü bir anne miyim ki.. Azalmayacak acım, çünkü bundan sonra her zaman oğlu ölen bir anne olacağım ben. Ölen oğlum geri gelmeyeceğine göre bu asla değişmeyecek." derdim.

Her 5 Mayıs yaklaştığında yüreğimin lime lime kesildiğini hissederken; hastanedeki çaresiz bekleyişimi, ölüm haberini duyuşumu, seni toprağa gömüp eve gelişimi kafamda defalarca defalarca yaşayıp yaramın tekrar deşilip kanadığını hissederken anlıyorum ki acı azalmıyor. Sadece o acıyla yaşamaya alışıyor insan. Vücut acıya alışıyor yani.

"Acı eşiği" tabiri vardır ya, o çoook çok yükseliyor. Artık normal insanların üzüldüğü, bozulduğu şeyleri sen görmüyorsun bile. İçinde kopan fırtınayla, yanan ateşle mücadele ederken dışardaki esintileri farketmiyorsun. Hani demişler ya "yalan dünya" diye, onu anlıyorsun artık ve yalan bi dünyayla uğraşacak takatin olmuyor.

Çok anlatmayacağım ama bu 5 Mayıs'ta da aynı acılar derin yaramı dağlamakta, günlerdir acı eşigim zorlanmakta.

Bir fark var ama öncesine göre.
4 yıl bitti.
Senin ölümünün üstünden 4 yıl geçti.
Aynı mezara ikinci cenazeyi koyabilmek için gereken yasal süre geçti.
Artık ölünce senin mezarına gömülebileceğim.
4 yıl sürüyormuş ölen bedenin tamamen çürümesi, o yüzden 4 yıl geçmeden yeni cenazeyi koyamıyorlarmış aynı mezara.
Geçti.
Nasıl geçecek dediğim 4 yıl da geçti.

Vasiyetimdir, baban bilir.
Ölünce ben, Karşıyaka U10-2585'i açsınlar, senin kemiklerini toparlayıp benim başucuma, yüzümün hemen yanına koysunlar. Seni koklaya koklaya uyuyayım orda. Çürüdü gitti beden, kokusu falan kalmadı diyenler olacaktır ama ben o mis kokunu alırım yine. Allah'ın izniyle..

Sen de daha minicikken anne kucağı yerine yattığın o kara toprakta tekrardan duyarsın belki anne sıcaklığını. Gerçi şükürler olsun sen zaten Cennet'in en güzel yerindesin ama küçücük bebek bedeninin o buz gibi toprağın altında oluşu da çok canımı yakmakta.

4 yıl önce  seni toprağa verirken bir elimi koymuştum üzerine toprak atılırken, çekememiştim. Epeyce bi toprak altında kalmıştı ve o ıslak toprak elimi kapladıkça buz kesilmişti elim. Sonraki dönemde mezar taşın yapılana kadar da her ziyaretimde toprağına sokardım elimi. Hep hatırlarım o soğukluğu elimde ve o yüzden yanar içim seni orda düşündükçe. Allah'ım affetsin beni..

4 yıl geçti .
Artık ben ölünce bu dünyada doyamadığım kokuna doya doya, anne-oğul koyun koyuna yatabiliriz.

Devamı --> »

9 Mart 2018 Cuma

2
yorum
Hala..


Yıllar geçse de üzerinden
Kabullenmiş, alışmış gibi görünsek de dışardan
Hala sorguluyor bir sebep bulmaya çalışıyoruz.
Minicik, nur gibi bebeğimiz bir gecede nasıl ölür?
Çok zor Allah'ım çok zor..
Devamı --> »

16 Mayıs 2016 Pazartesi

2
yorum
Anlamsız..

Küsmüşüm senden sonra her şeye,
Şimdi şimdi farkediyorum.
Pek bi anlamı yok geçen günlerin
Öylesine geçiyor zaman.
İsyan değil, haşa
Ama bi anlamsızlık sarmış bütün dünyayı
Sonunda ölüm olmayacak mı
O yüzden anlamsız her şey...

Ölmeseydin ne değişecekti,
Hayat çok mu anlamlı olacaktı?
Ya da abinin varlığı bu hayata yeterli anlamı katmıyor mu?
Tabi ki, çok şükür Allah'ıma..
Muhakkak abin benim en büyük şükrüm,
O olmasaydı asıl o zaman görürdüm bu dünyanın yükünü ben.
Bunu çook iyi biliyorum.

Senin ölümünden sonra dünyaya küslüğüm ölümle ilgili sanırım.
Sen benim gözümü açtın, ölümü öğrettin.
Bu dünyanın yalan oluşunu gösterdin bana, giderek..
Çat diye, bir gecede ölerek..
Bak anne, bu dünya böyle yalan, hayal işte dedin.

O yüzden, senden sonra her durum, her his, her olay boş geliyor bana,
Anlamsız.
Yeterli anlamı yükleyemiyorum hiçbir şeye.

Sonunu bildiğim bir filmi izliyormuş gibi izliyorum dünyayı.
Öyle heyecansız, öyle meraksız...
Birisi birşeye çok sevindiğinde "Gerçek değil hayal bu, kaptırma kendini" diyesim geliyor.
Ya da çok üzülen birine "Bu üzüldüğün basit, geçici birşey, üzme kendini" diyesim; filme dalıp gidenlere filmin sonunu anlatasım geliyor.

Tüm anlamı bu dünyaya yükleyenlere senin ölümünü anlatasım geliyor..
Devamı --> »

5 Mayıs 2016 Perşembe

2
yorum
Mayıs..

Mayıs ayı geldi yine.
Ne olacak böyle bilmiyorum ki?
Mayıs'a olan bu kızgınlığım nasıl geçecek?
Nasıl affedeceğim bu ayı?

İki yıl önce 5 Mayıs'ta yaktı beni, hala yanarım yanarım bitmez.
Ne bitmez külüm ne tükenmez takatim varmış da iki yıldır ciğerimin tam ortasında yanan kora dayandı.

Her 5 Mayıs'ta seni bir kez daha kaybediyorum, bir kez daha kayıp gidiyorsun kucağımdan.
Sanki bu sefer bir şeyler yapsam kurtaracakmışım gibi hissedip 5 Mayıs  sabah 08:20'den sonra tekrardan ölümün geri dönülmezliğini anlıyorum..

2014 Mayıs'ını tekrar tekrar yaşıyorum.
4 Mayıs gecesi hastanede doktorların beynindeki tümörü bize anlatışını...
Gece acil müdahale edip kafatasında bir delik açtıklarını...
Sabah ameliyata alınacağını...
Ağlayarak dua edişimizi...
Gece saat 3 gibi yoğun bakımda yanına gelip, yaşarken seni son kez izleyişimizi..
O küçücük, mis gibi bebek bedeninin kocaman, her yanı kablo, makine dolu yoğun bakım yatağına hiiiç yakışmadığını...
Dokunmayın dedikleri için sadece ayaklarını okşayışımı..
Ve sabahı tabi..
Ameliyata alınmanı beklerken saat 08:20'de kalbinin duruşu ve 09:05'te öldüğün haberini alışımızla biten hikayen..
O yoğun bakım kapısının önünde babanla birbirimize dayanıp çaresiz bekleyişimiz..
Kaskatı olup titreyişimiz, dilimiz dönmese de yüreğimizle dua edişimiz...
O belirsiz 45 dakikanın sonunda yoğun bakımın o kayar kapısının açılması ve hep birlikte bize yaklaşan doktorlar, hemşireler..
Allah'ım ne büyük acı.
O kötü haberi vereceklerini anlayıp konuşmalarına engel olmak...
"Gidin, gelmeyin bir şeyler yapın... Doktorsunuz siz, bir şey yapın... Yoğun bakım orası, makineye bağlayın bir şey yapın... Bırakmayın oğlumu, bir şey yapın..." 

İnanamadı aklım senin öldüğüne,
Bebekler ölür mü hiç..
Bir anda, hiçbir şey yokken daha anne-babası gencecikken bebekler ölür mü hiç..

İnanmadığım için gösterelim dediler, aldılar içeri.
Koridorda üzeri yeşil örtüyle örtülü metal bir yatak...
Belli ki altında yatan küçücük bir beden...
Hani filmlerde olur ya örtüyü baş tarafından yavaşça kaldırırlar.
Öyle yaptılar, nur gibi yüzün göründü.
Allah'ım ne büyük acı...
Sarıldım o gül yüzüne, kokladım.
Bir yandan da doktorlara gösteriyor, yalvarıyordum.
"Bakın hala sıcacık, ölmemiş işte... N'olur bir şeyler yapın..."
.............
Ertesi gün, 6 Mayıs'ta Karşıyaka Mezarlığının camisinde, Gasilhane yazan o yerde,
Yine aynı şekilde açtılar yüzündeki örtüyü.
Yine sarıldım gül yüzüne, kokladım.
Ama o zaman buz gibiydi tenin.
Vücudunu, göğsünü açtım, son kez gezdirdim ellerimi kokun sinsin diye, 
senden bir şey kalsın bana diye...
Ellerini öpmeye çalıştım ama olmadı, kaskatı olmuş bükülmüyordu kolun.
"Ölü sertliği" diye bir kavram varmış, sonra öğrendim.
Minicik bebeğimin minicik ellerinde, ipek gibi teninde öğrendim "ölüm"ü..




Devamı --> »

31 Mart 2016 Perşembe

Unutursun..


"Unutursun için yana yana,
Unutursun ölüm sana,bana...
Zaman basıp kanayan yarana
Unutursun.."



Sahi!
Ne oldu oğlum?
Ne oldu, nasıl oldu?
Dolu dolu, an an seninle yaşarken,
Nasıl oldu da iki senedir sen yoksun ben devam..

İnsanoğlu mu kötü acaba? 
Hani bir tür hayvanız ya biyolojik olarak.
Öyle mi?
Yoksa Allah'ın bize çektiği bir ayar mı bu?
Şüphesiz ki bu, değil mi?
Allah en doğrusunu bilir ve yapar.
İnsanoğlunu da en doğru şekilde yarattı şüphesiz.

Dişi insan, yavrusu olunca herşeyini ona adar,
Tüm zorluğa, yorgunluğa rağmen yavrusuyla geçen bir anında bile "Off" demez.
Sever yavrusunu, doymaksızın sever,
Ölesiye sever..
Ama ölürse yavrusu, anneden önce
O düzen, o ayar devreye girer ve anne, ona imkansız gelen şeye dayanır.
Bir şekilde, hiçbir şey yapmadan..
Ne yapacağını bilemez anne ama Allah kurgulamıştır herşeyi.
Dişi insanın birşey yapmasına gerek kalmadan zamanla..
Zamanla..
Yaka yaka..
Acıta acıta..
Ama dayana dayana..
Devamı --> »

28 Mart 2016 Pazartesi

Bir çocuğa ölümü anlatmak..

Sen öldükten sonra abinle uzun uzun konuşmalar yapmıştık.
Ona senin öldüğünü anlattık ilk, kötü haberi verdik.
Sonra artık olmayacağın fikrine alışırdık defalarca kez tekrarlanan konuşmalarla.
Ölümünün bizim hatamızla ya da ihmalimizle olmadığını anlattık.
İlahi kaderi, bu dünyanın geçici oluşunu, cenneti ve ordaki sonsuz hayatı anlattık..
Ölmeseydin ve beynindeki o kanserle yaşasaydın, senin nasıl zorluklar yaşayacağını, çekeceğin acıları, bizim çaresiz kalacağımızı... Belki de Allah'ın seni alarak o acılardan koruduğunu uzun uzun anlattık abine.

Daha 9 yaşındaydı abin çünkü, bu acıyla kendi başedemez diye.
Senin ölümünün acısı çok çok zorladığında bunları düşünerek teselli olsun diye.
O küçücük dünyasına, hayatı yeni kavramaya başlayan zihnine ölümün umutsuzluğu yansımasın diye.
Hayattan umudunu kesmesin, Allah'ı kötü bilmesin, küsmesin diye.

Dinlerdi dikkatle bizi, aynı soruları her gece uyumadan tekrar tekrar sorardı. Gözleri dola dola, sesi kısıla kısıla, boynu büküle büküle dinlerdi. "Ama..." diye başlardı hep cümleleri.

"Tamam dediklerinizi anlıyorum ama..."

"Ama o hasta değildi ki?"
"Ama doktora götürmüştük?"
"Ama o daha küçücük, n'apacak bizsiz orda?"
"Ama ben kardeşimi özlersem?"
"Ama şimdi biz napıcaz?"
"Ama okulda bana sorarlarsa?"
"Ama artık hep mutsuz olacağız biz?"
"Ama ben bi daha gülemem ki?"

Bütün bu ama'lı sorulara bazen hiç ağlamadan dimdik, bazen ona sarılıp ağlayarak cevaplar verdik. İkna ettik abini. Kabullendirdik. Çok şükür aştı birçok şeyi, kalmadı bir travma. Uzun süredir de senin için ağlamıyordu.

Dün şaşırttı beni.
Yatağına girdikten 15-20 dk. sonra "Anneee, bi gelir misiiin?" diye seslendi. Nedense anladım sanki kötü birşey olduğunu. Çünkü çok yapar bunu. Uykusu gelmemiş olur ve sudan bir bahaneyle ya yataktan çıkar ya da beni çağırır. Ben de kızarım çoğu zaman ve hemen yatağına gönderirim. Ama dün yapamadım öyle. Üst katta tam ütü yapmaya başlamıştım. Normalde ütüyü falan kapatıp gitmezdim ama dün hissettim belki de. Beni çağırınca hemen ütüyü kapatıp odasına indim. Ağlıyordu.

"Anne, kardeşime üzüldüm ben biraz" dedi.
Sora sora, anlata anlattıra öğrendim ki kurstaki stajyer öğretmen, abinin bilgisayarında senin resmini görmüş ve "Kardeşin mi?" diye sormuş. Efe de "Evet" diyebilmiş sadece.

Yine uzun bir konuşma yaptık. Bilgisayarın masaüstü arkaplan resmini değiştirdik. Biraz başka şeylerden bahsettik, okulla gideceği Çanakkale gezisini falan konuştuk. Sonra da birlikte sarılarak uyuduk.

Şimdi okulda abin ve umarım seni düşünmüyordur.



Devamı --> »

3 Mart 2016 Perşembe

8
yorum
Seni görmek..

İki gecedir tam uykuya dalarken seni görüyorum oğlum.
Rüya mı gördüm hayal mi kuruyorum tam anlayamıyorum. Ama çook gerçek gibi olduğun için sıçrıyorum bir anda, o heyecanla.
Bacaklarıma bir sızı saplanıyor bir anda, dizlerime kadar çekiliyor vücudum.
Bir nefes veriyorum seslice. Bir iç çekiş belki de bilmiyorum.
Kendi sesime uyanıyorum, o inlemeye.
"Acaba!" diyorum içimden. "Acaba gerçek mi?"

O "acaba"nın cevabı hiçbir zaman "evet" olmayacak biliyorum, hiçbir zaman göremeyeceğim seni bir daha (en azından bu dünyada). Ama olsun annecim, rüya da hayal de olsa seni öyle net, öyle gerçek görmek çok güzel.
Ona şükrederek uyuyorum iki gecedir.
Devamı --> »

10 Şubat 2016 Çarşamba

2
yorum
Senden Kalanlar..

Annecim, tatlı kuzum,
Gittin.
Habersiz, apansız.
Geri geleceğim demeden,
Ya da gelmeyeceğim..
Bilemiyorum işte o yüzden,
Senden kalanları n'apayım?
Kıyafetlerin, oyuncakların, eşyaların,
Bezlerin hatta,
Hatta buzluktaki sebze çorban..
Hepsi duruyor hala.
N'apsam bilemedim.
İçim, yüreğim elvermedi onları atmaya, vermeye, uzaklaştırmaya.
Ama saklamanın da bir anlamı yok biliyorum.
Versem birilerinin işine yarayacak muhtemelen,
Bebek araban, pusetin, yürütecin mesela.
Kıyafetlerin, daha etiketli duranlar var.
Senin büyümeni bekliyorlardı,
Büyüyünce giyecektin.
Büyüyemedin ya giyemeyeceksin ya
Versem de büyüyebilen bebekler giyse ya.
Yok işte,
Veremedim işte nedense, bunca zamandır.

Yavaş yavaş vermeliyim diye karar aldım.
Saklaması zor olanlardan başlayayım dedim.
Bebek araban ve yürütecin mesela.
Hani küçük olanları gittiği yere kadar saklarım diye.
Yürütecini verdim bugün.
Aniden, bir öğle arası bir ihtiyaç sahibine.
Aniden istendiği için çok düşünemedim ve tabi dedim vereyim.
Hemen gelip aldılar.
Vedalaşamadım çok.
Gerçi bir nesneyle nasıl vedalaşılır, onu da bilmiyorum ya.
Her yerine bi dokundum önce,
Son kez aklıma kazırcasına baktım her yanına
Unutmayım diye.
Bir de oturduğun yerleri kokladım.
Verdim senin yürütecini annecim,
Haberin olsun.
Gelirsen alırız en yenisini sana..

Devamı --> »

12 Ocak 2016 Salı

2
yorum
Doğum günün bugün, 3 olacaktın..

Doğum günün bugün..
İnsan bebeğinin doğum günü yüzünden acı çeker mi hiç?
Bir bebeğin doğum gününün gelmesi bu kadar üzer mi insanı?
Çok acı veriyor.
Çünkü her cümlemiz "Yaşasaydı ...." ile başlıyor.

Yaşasaydın 3  yaşında olacaktın..
Yaşasaydın yürüyecek hatta koşacaktın..
Konuşacak, "Anne" diyecektin..
Yaşasaydın bugün doğum günü partisi yapacaktık senin için,
Belki bi kostüm ya da şık bi kıyafet giydirecektim sana
Pastandaki mumlara üfleyebilecektin belki.
İlk (ve son) doğum gününde sana hazırladığım kartlardan sadece 1 yazanı değiştirecek, 3 yapacaktım.
"ASİL MİRAN 3 YAŞINDA" yazacaktı duvarımızda.


O kartları yaparken öyle planlamıştım,
Her sene sayıyı değiştirip kullanırım diye saklamıştım.
Saklıyorum da hala,
Niyeyse..

Kaç gündür ağırlığı var bugünün,
Asil Miran'ın doğum günü geliyor diye bir hüzün çöküyor,
Dillendirmiyoruz, konuşmuyoruz ama o burukluk günlerdir üzerimizde.
Bu sabah babanı uyandırırken, gözlerini bile açmadan "Bugün doğum günü" deyiverdi.
Kalakaldım.
Anlayamadım ilkin, emin olamadım öyle dediğine,
"Hııı, evet.." gibi bir şeyler mırıldandım.
Abin görmesin, o bari hissetmesin bu acıyı diye babana sarılıp ağlamadım.
Hala da ağlamadım, işe geldim herhangi bir günmüş gibi,
Kimseye demedim bugün oğlumun doğum günü diye.
Çünkü ölen birinin doğum günü olmaz ki,
Ölen birisinin yaşı artmaz, doğum günü kutlanmaz ki.
Ne desinler, "Nice yıllara" mı..

Her yaşının hayalini kuruyorum hala,
İki yaşında nasıl olurdun, neler yapardık, hayatımız nasıl olurdu diye çok hayaller kurdum.
İki yaşındaki bebekleri gözlemledim hep.
Şimdi üç yaşını düşünüyorum.
İlk aklıma gelen kreş oluyor nedense.
Kreşe başlatacaktım seni de 3 yaşında
Abin de 3 yaşında başlamıştı.
Benim iş yerimin kreşine verdiğimiz için ilkokula kadar birlikte gidip gelmiştik,
Çok eğlenirdik serviste,
Camdan dışarıyı izleyerek sessizce konuşurduk.
Okumayı bile o serviste öğretmiştim abine.
Belki sana da öğretecektim,
Seninle de etrafı izleyip tuhaf, komik, ilginç şeyleri birbirimize gösterecektik.
Sabah kreşe bırakacak, akşam bi koşturmayla alacaktım seni.
Şimdi ne koşturmamız var ne o tatlı yorgunluğumuz,
Öylesine rahatça! gidip geliyorum işe.
Öylesine işte
Herşey gibi hayatımız da öylesine..
Devamı --> »