Kategoriler

10 Mart 2016 Perşembe

Home Sweet/Painful Home.

2,5 ay önce bebeğini kaybeden bir anne..
Annesinin evinde kaldı bu süre boyunca.
Şöyle başlayan bir yazı yazmış bugün,bloğuna.
Geri dönüş çok yakın
ama dönmek istemiyorum
ve hayır kalmak da istemiyorum.
Çok uzun zamandır ne istediğimi bilmiyorum.
İçim yandı yine,
Ne yapsam ne desem de biraz azaltsam acısını diye düşündüm,
Yorum yazayım dedim post'un altına
Ama ne yazacağımı bile bilemedim.

Senden sonra evimize ilk girişimi hatırladım, o ilk şok, o ilk acı..
Hatırladıkça yazmaktan vazgeçtim,
Hatırladıkça kollarım uyuşmaya başladı.
Ona yazamadım ama buraya yazma ihtiyacı hissetim yine.
Şu acıyı dökmem lazım bir yere.

Anlatayım, dinle kuzum..

En son pazar günü seni acile götürürken çıkmıştım evimizden,
Tabi birkaç saate dönecekmiş gibi bir çıkıştı bu.
Çıktık,
Koskoca Ankara'da Çocuk Acil Servis olan hastane aramaya başladık.
Seni son günlerdeki huzursuzluğun için götürdüğümüz hastaneye gittik önce
Doktor senin durumunu biliyordu, tüm tahlillerin orda yapılmıştı diye oraya gidelim demiştik.
Ama pazar olduğu için ve orada Çocuk Acil olmadığı için giremedik.
O zaman tahlil sonuçlarını verin bize deyip sonuçlarını almıştık yanımıza.
Hatırlıyorum da arabada kan tahlili sonuçlarına bakarken yüksek çıkan bazı değerler tedirgin etmişti beni. Baban "Üzülme bir şey olmaz şimdi sorarız doktora" diye teselli etmişti beni. Üzülmeliymişim oysa ki..
3 hastane gezdikten sonra Çocuk Acil olan yer bulmuş ve acilde sıra beklemeye başlamıştık. Gazi Hastanesinde..

Neyse hastane anısı apayrı bir acı, ben eve dönüşümüzü anlatacaktım.
O anlara dönünce bütün ayrıntılar canlanıyor gözümde, sanki tekrar yaşıyomuşum gibi.

Eve dönemedik o pazar,
Ertesi sabah öldün çünkü.
Sen kucağımdayken gittiğim hasteden kucağım bomboş döndüm.
Vermediler seni.
Seni yani cenazeni orda bırakmalıymışım, vermediler bana.
"Annesiyim ben, benim bebeğim o" desem de, öldükten sonra benim olmuyormuşsun.
Vermediler..

Çok kalabalık döndük hastaneden, bir sürü araba, bir sürü insan vardı yanımızda.
Bizi, babanla beni babaannenlere götürdüler.
Bizim eve götürmediler nedense. 15 gün boyunca da orda kaldık.
Sensizliğimizin ilk 15 gününde evimizde değildik.
Ama bir hafta olduğunda benim evime bir kez olsun gitmemi istediler.
Almanya'dan gelen ve 10 gün kalabilecek olan ablam, "Biz gitmeden bi götürelim, o ilk şoku yalnız yaşamasın" demiş. O yüzden evimize sen öldükten 1 hafta sonra girmiştim ilk.
Ben yalnız gitmek istemiştim, kimseyi istemiyordum yanımda. Ona izin vermedi yakınlarım tabi. Annemi, ablamı, kızkardeşimi de istememiştim. O acımı görmesinler istedim. Çünkü en çok onlar üzülecekti bana biliyordum.
Baban ve ben gittik evimize.Yaklaşık 2 saat kalmıştık. Çok detay anlatmiyim ama baban bir süre sonra bana kötü birşey olacağını sandığı için zorla çıkarmıştı evden. Çok bağırdığımı hatırlıyorum. Çok bağırmıştım, çok aramıştım seni evde ama çıkmamıştın hiçbir yerden. Odalara, yatağına tek tek bakmıştım, nerdesin oğlum diye diye. Oyuncaklarını, kıyafetlerini, yatağını tek tek gösterip babana "Bunlar hep duruyo, oğlumuz nerde o zaman" diye bağırdığımı hatırlıyorum.

Babannenlere döndük sonra, herkes ordaydı ve merakla bekliyorlardı bizi. Yemek yemem için birşeyler hazırlamışlar. Tek kelime dahi edemeden, masaya bile oturmadan birkaç lokma ağzıma atıp, üstüne bir bardak çayı tek dikişte içip gidip yatmıştım. Kimse bana birşey demesin diye. "Yemek yemelisin, hadi biraz ye. Bir de çay iç, iyi gelir" laflarını duymamak için daha onlar demeden yapıp gidip yatmıştım. Çünkü uyuyunca unutuyordum. Tamam uyumak çok zordu ama uyuyunca acımıyordu hiçbir yerim.

Bunun üzerine bir hafta daha gitmedik evimize. Ama artık gitmem gerektiğini biliyordum. Annem, babam kardeşlerim de gitmişti artık. Bir gece başsağlığı için Sivas'tan gelen kuzenimi bahane ederek gittik eve. Misafirimiz de var, eve gidelim diye. Kuzenim Zeliha'nın yanında ağlarken de tuttum kendimi, öyle bağıra çağıra ağlamadım. Ama o yatınca babanla odamıza gidip, sessiz sessiz uzun uzun ağlamıştık saatlerce, onu hatırlıyorum.

Sonra günler geçti o evde mecburen, günler haftalar geçiyordu. Ben biraz günlük hayata tutunmaya çalışıyordum ama odalarda seni arayışım hiç bitmemişti. Evde yalnız kaldığımda yine bağıra bağıra arıyorum seni, "Nerdesin oğlum çık ortaya n'olur" diye. Hatta bir gün abini parka göndermiştim, arkadaşlarıyla oynasın diye. Yaz aylarıydı, pencereler açıktı. Epey bir süre geçtikten sonra sokaktaki bütün çocukların bizim evin pencerelerine baktığını gördüm. Biraz dinleyince, çocuklar abine "Ses sizin evden geliyo, annen ağlıyo galiba" dediklerini; abinin de "Yoo annem niye ağlasın ki" diyerek onları kandırmaya çalıştığını duydum. O an kestim sesimi, o an yıkıldım bir kez daha.

Sonrasında zaman zaman komşuların da beni duyup ağladıklarını öğrendim. Bir komşum (İki kat üst komşum) geldi birgün bize ve o da bana sarılıp ağladı. Yine bir komşumu, evin önündeki kaldırıma oturmuş benim sesime ağlarken görüp susmuştum. Onun da senden 40 gün büyük bebeği vardı, Çınar. Yine komşularımızdan biri halanı markette görüp benim evde çok ağladığımı söylemiş.

Bütün bunların üstüne ağlarken bağırmamam gerektiğini anladım.
Sessiz ağlamayı öğrendim zamanla..


Hiç yorum yok :

Yorum Gönderme