Kategoriler

12 Ocak 2022 Çarşamba

9 yaşın..


 "sabah 08.20de öldü oğlum, biz babasıyla 20m. ötedeki yoğun bakım kapısının arkasında nefessiz beklerken. sonrası biraz muallak, net hatırlayamıyorum kim sordu, saat kaçtı? ablam olabilir? "hayııır nolur gömmeyin bebeğimiii" diye ağladığımı hatırlıyorum. gömmediler o gün ben hazır değilmişim diye. sonrası... pamuklara sardığım bebeğimi ertesi gün "öğle namazını müteakip" toprağa gömüp geldim. burası daha çok laf kaldırır benim için, dağ var içimde anlatabilsem eğer. ama hala o zamanki caresizliğimi hatırladıkça korkudan titrerim, insanoğlu ne kadar çaresiz olabiliyor, bilirim. bir gün önce düzgün tutamazlar diye kimsenin kucağına vermek istemediğin bebeğini ertesi gün alıp toprağa gömüyorlar, ağzını acamıyorsun."

Dün yazmaya başladım, buraya kadar yazmış bırakmışım.

Sıkıldığımdan değil devam edemediğimden.

Doğum günü yazısı olmadı bu sefer biliyorum ölüm günü için sanki bu. Gülücüklü, sevinçli olmalıydı halbuki.

Yazamadığımdan değil gülemediğimden.

Acı olan da bu ya "doğum günü"ne hepimiz alışkınız da insanın çocuğunun "ölüm günü" olması cok zor. 

9 yaşında olacakmışsın ölmeseydin. Hayal bile edemiyorum artık o yaşlarını, o kadar uzak ki.

Alıştığımdan değil bilemediğimden.

Bilmiyorum, nasıl hayal edeyim 9 yaşındaki Asil Miran'ı. Seni bebek bildim ben oğlum, büyütemedim ki...

Orda büyümek var mı acaba? Cennette çocuklar büyür mü? Kaç yaşındasın orda acaba ve hatırlıyor musun beni? Tanıyacak mısın anneni yıllar yıllar sonra. Yaşlanıyor, değişiyorum çünkü, bıraktığın gibi değilim. Hayat devam ediyor, yaşıyorum senden sonra.

Unuttuğumdan değil ölemediğimden.

İyi ki doğmuşsun Asil Miran, iyi ki bizim oğlumuz olmuşsun.

Pastanı kestik yine.

Mumlara çok sevdiğin abin ve hiç tanımadığın kardeşin üfledi senin yerine...

Devamı --> »

13 Ekim 2021 Çarşamba


Meğer ne çok benziyoruz onlara, meğer ne cok benziyorlar bize... Yapraklar da zamansız ölüyormuş bazen demek ki, az önce idrak ettim. Hani sonbahar gelir, yapraklar sırayla önce sararır sonra kurur ve düşer biliriz, öğretiliriz ya. Hep öyle olmuyormuş, gördüm.

Epey inceledim yere düşmüş yaprakları. Kocaman kuru yapraklar da var, yeşil ışıl ışıl olanlar da... Tek renk olup hiç yıpranmadan sararan da var kanserli gibi benek benek sararan da... Ölmüşler bir nedenden ve yatıyorlar toprakta. 

Daha yazacaktım ama kulağımdaki kulaklıktan Grup Abdal "...arzuhal eylesem deftere sığmaz..." dedi az önce ve ben susmaya karar verdim.

Merak ediyorum sadece yapraklar da erken ölenlere ağlıyor mu acaba? Ben şu minik yaprağa ağladım mesela...

 

Devamı --> »

12 Ağustos 2021 Perşembe


Aksam yürüyüşü icin bu sefer farklı bi parka gideyim deyip, parkın içindeki mezarlığı görüp girdim... Epey dolaştıktan sonra tam çıkmak üzereyken rastladığım çocuk mezarı dağıttı bütün bilincimi. Bambaska bi toprakta binlerce km uzakta da olsa altında sen yatıyorsun gibi hissettim oğlum. Eminim burdan da ulaşır sana mezar üstünde döktüğüm gözyaşlarım. Toprak aynı toprak, ölüm aynı ölüm...
 

Devamı --> »

5 Mayıs 2021 Çarşamba

 Ölümünden 23 gün öncesiymiş bu video. Hala inanamıyorum, böyle neşeli, sağlıklıyken nasıl öldün. Ne ara çıktı o tümör beyninde? Nasıl bu kadar hızlı büyüyüp ölünceye kadar sıkıştırdı beyin sapını 15-20 günde. Nasıl farkedemedim, neden anlamadım? Yıllarca sordum bunları kendime, hırpaladım suçladım kendimi. Ama netice hep aynıydı, öldün ve hep ölü kalacaktın. Kabullenip sustum sonra. Sonra yıllar geçti, geçecek de..

Neler neler yaşadık senden sonra…

Ne zaman başka bir şey için üzülsem sen unutturursun o derdimi. Bu mu, buna mı üzülüyorum ben şimdi derim. Kızarım kendime, utanır susarım. Başlarım senin ölümüne ağlamaya sonra, o derdimi unutur ölümün çaresizliğine ağlarım. Çoçuğu ölen bir anneyim ben. Ne zaman üzülsem ne zaman bir acıklı sahne görsem kendi ölü yavruma ağlarım. 

Ama hayat işte akıp gidiyor. 5.5.2014’ten ölümünden sonra 7 yıl geçmiş bugün. Neler neler yaşadık senden sonra. Güldüğümüz de oldu bazen, dünya işlerine ağladığımız da. Senin doğduğun, büyüdüğün ve öldüğün evden taşınmak çook ağır gelmişti bana. Şimdi ülke değiştirmek de aynı hale soktu beni. Mezarını, o bir karış toprağını orda bırakmak içten içe dağlıyor kalbimi. Bedeninin karıştığı toprağı doldurdum yüreğime bilesin. Toprağın, kokun, tozun, izin… İçimdesin Asil oğlum..

Devamı --> »

13 Ocak 2021 Çarşamba



Kirpiğinin ucuna

Saçının teline

Büyümeyen yaşına

O küçücük mezarına....

Kokun geliyor burnuma bazı

Duruyor bedenimde her şey, ne nefes ne kalp atışı...

Ağıt doluyor dillerim önce, bağırmak istiyorum.

Sonrası suskun, deriiin sızı...

8 yaşını hayal ediyorum.

Bizim ev bayram yeri olurdu sanki, kimse ölmüş olmazdı ki.

8 yaşındaki Asil Miran.

Cennette büyümek var mı acaba? Belki de büyümüşsündür orda?

Ya da hep 1,5 yaşında.

Yanar tüter geri sönerim. Bi daha yanar bi daha sönerim.

Evlat ölümü ne zor, evladı ölüp dayanan ne yüce

İnsan olmanın en zor yanı belki de

Sabır.

Üstüme düşeni yapmaya çalışıyorum,

Bazen sabrediyor bazen taşıyorum.

Olsun, O biliyor, zorluyorum.

Doğum günün kutlu olsun ölü oğlum..
 

Devamı --> »

12 Ocak 2021 Salı

Ölü oğlum.

 Kirpiğinin ucuna

Saçının teline

Büyümeyen yaşına

O küçücük mezarına....

Kokun geliyor burnuma bazı

Duruyor bedenimde her şey, ne nefes ne kalp atışı...

Ağıt doluyor dillerim önce, bağırmak istiyorum.

Sonrası suskun, deriiin sızı...

8 yaşını hayal ediyorum.

Bizim ev bayram yeri olurdu sanki, kimse ölmüş olmazdı.

8 yaşındaki Asil Miran.

Cennette büyümek var mı acaba? Belki de büyümüşsündür orda?

Ya da hep 1,5 yaşında.

Yanar tüter geri sönerim. Bi daha yanar bi daha sönerim.

Evlat ölümü ne zor, evladı ölüp dayanan ne yüce

İnsan olmanın en zor yanı belki de

Sabır.

Üstüme düşeni yapmaya çalışıyorum,

Bazen sabrediyor bazen taşıyorum.

Olsun, O biliyor zorluyorum.

Doğum günün kutlu olsun ölü oğlum..

Devamı --> »

24 Ekim 2020 Cumartesi

Asiy nerde yaşıyo anne?

 Asya Miray, kardeşin...

Senden 4 yaş küçük ama bu dünyada senden 2 yıl fazla deneyimli kardeşin...

Bulmaca gibi oldu. Sen ondan 4 sene önce doğdun ama daha o doğmadan öldün. Bu yüzden seni hiç tanıyamadı Asya Miray. Ama bilir seni, varlığını, var olduğunu, bizim olduğunu bilir hep. Seni abisi olarak bilmiyor, sadece Mert Efe abisini biliyor. Ama senin de bizim ailemizden olduğunu anlıyor. Ara ara duvarlardaki resimlerine bakarak sorar seni, bazen kendi gösterir "Asiy bu, bu da abi" diyerek. 

Bugün salondaki resimlerini göstererek "Asiy nerde yaşıyo anne?" deyiverdi.

Benim yüreğimi deşiverdi.

Sonra anlatacağım sana annecim, dedim. Ve kestirip attım konuyu. Kestirip atmak isterken yanan yüreğimi..

Devamı --> »

5 Mayıs 2020 Salı

2
yorum
Alıştım zamanla...




6 sene önce bugün Gazi Hastanesinin koridorlarında... Bir anne babaya düne kadar güle oynaya büyüyen 16 aylık bebeklerinin öldüğü söylendi. "Malesef.... kaybettik...yapılacak her şeyi yaptık ama malesef..."li cümleler... Yeşil hastane örtüsü altında yatan pamuk gibi bebeğin, tazecik ölü bedeni... Öleli yarım saat olmuş olmamış... Allah'ım ne büyük acı... Acıklı bir film izler gibi gözümün önünden geçer o günün her bir saniyesi, vücudumun her bir hücresi kanar sanki... Şu kadar yıl yaşadım o günden beri, hâlâ ciğerimi sökercesine yakar o anın acısı.. Nasıl dayandın Sevcan, hayret! derim kendime. Hayret ederim acı eşiğime..

Öldü fikrine inanmadım tabi ikin, nur gibi yüzünü gösterdiler çocuk yoğun bakım koridorunda. "Benim oğlum nerdeeeeee" diye feryat feryat girdiğim mezarlık gasilhanesinde buz gibi ölü yüzünü öptürdüler. Gözümün önünde toprağın içine gömdüler. Yalnız bu acıyı da ikiye yazın, "bir annenin evladını toprağa gömüp dönmesi..." Allah'ım ne büyük acı...


Yine inanmadım, bakın görün benim oğlum geri gelecek dedim içimden. Her gün mezarına gidip dinledim toprağın altını. Bir ses duyacağım da senin ölmediğin anlaşılacak, çıkaracaklar seni diye. Ellerimi toprağına soktum aylarca, elime dokunacaksın ve çekip çıkaracağım seni toprak altından diye... Mezar taşını yaptırmayı bu yüzden reddettim başlarda. Mezar taşı olursa seni çıkarmam zor olur diye...
Neyse.. Mezarın başındaki feryatlarımı, umutlarımı, dualarımı anlatmaya gücüm yetmiyor bugün. Zamanla kabullendim senin öldüğünü.. Dile kolay işte tam da burası, "zamanla!"


Beşiğini kaldırtmadım başucumdan aylarca, başının izi çıkmıştı çünkü yatakta.
Boş yastığını çoook salladım ayağımda, seni uyuttum güya..
Ninniler söyledim mezarında, ağlaya ağlaya..
Suluğunu, sarı emziğini de kaynattım senden sonra...
Buzlukta sebze çorban durur mesela, hala..
Ama dilde "alıştım zamanla"...

Sakat kalmış gibi hissettim kendimi.
Hani bi kaza sonrası yürüyemez ya bazıları, ben de senin ölümünden sonra eksilttim kendi yarımı..
Gülerim, gezerim, yaşarım...
Sorsan iyi derler benim için, güçlü kadın, iyi dayandı derler.
Ama dayanamıyorum bilesin.

Benim ciğerimi parçalayıp atan, yüreğimi lime lime eden o acı gram azalmadan durur yerinde. Kor gibi bir ateş yanar yüreğimin çekirdeğinde. Haykırsam dağları yerinden oynatacak kadar feryat var içimde. Hala... Ama alıştım zamanla...

Devamı --> »

8 Nisan 2020 Çarşamba

2
yorum
Arka plan resmi..



Bozuk bütün ayarlarım,
Düzelmiyor.
Senden sonra yaşadığım her şeyin gerisinde sen varsın,
Senin ölmüş olman var.
Şu fotoğraf gibi tıpkı
Her karenin, umut dolu bahar dalı fotoğrafının bile arka plan resmi mezarlık..
Devamı --> »

12 Ocak 2020 Pazar

7.yaş günü..

"Bu ne beter çizgidir bu.
Bu ne çıldırtan denge.
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe..."

7 olacaktın bugün, yaşasaydın.
7 yaşında koca bi çocuk.
7 yaşında afacan bi oğlan.
7 yaşında bir can.
Doğum günün kutlu olsun Asil oğlum,
İyi ki doğdun, iyi ki benim oğlum oldun.


Devamı --> »

21 Ekim 2019 Pazartesi

Onulmaz Yare..


Asil Miran, can oğlum.

Hala hayret ediyorum kendime, daha doğrusu kendime değil de "insan"a.
Öyle yaratmış Allah insanı, ölürüm dese de ölmez, yaşayamam dese de yaşarmış. Vardır bir bildiği muhakkak, öyle olmalı muhakkak. Sorgulamak değil ama hala, kendi acıma bakıp bakıp "nasıl dayandın" diyorum. Nasıl dayandım hayret.
Çünkü her an değilse de ara ara ciğerime batan acın o kadar şiddetli ki "şimdi bile bu kadar zorken o ilk zamanlarda ben nasıl dayandım" diyorum.
Vurdu az önce yine acın, şurda şu masada harıl harıl çalışırken, geride çalan türkünün bir cümlesi yaktı küllenmiş ateşimi.
"Şu sineme açtı onulmaz yare" dedi türkü.

Onulmaz yaramsın yüreğimde, geçti artık dedikçe kanayan acıtan, iyiyim dedikçe beni çökerten.
Biliyor musun oğlum senden sonraki her sıkıntıda, her derdimde sana ağladım ben. Oldu muhakkak canımı sıkan, üzen, zorlayan, çaresiz bırakan şeyler. Onlar beni bunaltınca seni düşündüm, senin ölümünü. "Bundan da acı mı sanki şu üzüldüğün şey" deyip telkin verdim kendime. Geçti o şeye üzülmem. Ama seni acının o bir anlık yüreğime aklıma gelişi ağlattı bu sefer. Sana ağladım, döktüm içimi.

Şimdi mesela, yüreğim kırgın, umutsuzum, çaresizim. Başka başka şeylerden tabi. Ama bağıra bağıra senin için ağlamak geliyor içimden. "Asil Miraaaan, oğluuuum" diye haykırasım var.

Senin ölümünden sonra çok şeyle uğraşmak zorunda kaldık. Acına dayanamazken alacaklılara, parasızlığa, yeri geldi aç kalmalara dayanmak zorunda kaldık. İflas etti baban, derler ya hani bi ton borçla. Bi ton dedikodu, bi ton söylenen/kızan insan, bi ton alacaklı, bi ton akraba...
Üstümüze üstümüze geldi. Baban, abin, ben kaldık. Bir başımıza.
Abinin okulundan kaydını sildirip vasat bi okula göndermek zorunda kaldık onu. Taşındık, daha ucuz bi semtte daha ucuz bi eve.
Abine belli etmedik insanların sözlerine ağladık babanla, abine belli etmedik aç yattık babanla.
Sigara parası olmadığı için canı çekmesin diye yataktan kalkmadığı oldu babanın, günlerce. İki işte çalışabilmek için eve uyumaya gelemeyip gece arabada yattığı oldu bir süre. Dolmuş parası vermemek için km.lerce yürüdü.
Ben keza, babanın haberi olmadan evde tütün sarma işine giriştim. Ha çok sürmedi, izin vermedi baban. Ya da markette haftasonları kasiyerlik yapma girişimlerim oldu. Çünkü para lazım oldu hep.
"Çok yorgunum markete uğrayamadım, hadi bi makarna yapiim akşama ben" sözleriyle abini kandırdım çoğu zaman, bazen de açık açık "alamam annecim param yok" dedim.
Okul etkinliğine tatlı yapmam gerektiğinde kalan tek altın küpemi satıp ceviz, üzüm aldım.

Daha nicesi. Nice zor günler..
Gık demedim ama inan oğlum. Sana, sensizliğe, ölümüne öyle yanıyordum ki açlık, parasızlık zerre incitmedi beni.

Ha dert mi bunlar değil tabi. Ne acılara dayanmak zorunda olan, ömrü böyle geçen insanlar var. Bu nedenle sen ölmesen de ben para yüzünden incinmezdim tabi ama üzülür, zorlanır, çaresiz hissederdim belki.

Şimdi şimdi geçti o zor günler, borçların çoğunu ödedik, ödüyoruz da. İnanmazsın araba bile alacağım kendime. Şükür.

Ama her derdin çaresi var bak diyorum kendi kendime, "bak işte geçti gitti ama Asil Miran..."
Senin ölümünün çaresi yok ama senin acının geçeri yok.
Onulmaz yare değil de ne.
"Asil Miraaaan, oğluuuum" diye haykırasım var.

Devamı --> »

10 Ağustos 2019 Cumartesi

Bayram ve mezar..

Can oğlum, canım yavrum..
Yine bir bayram daha geldi senden sonra. Memlekette olduğum için gelemiyorum mezarına bugün. Aklımdaydı kac gündür ama dillendirmemiştim. Çünkü arabamız yok epeydir, arabasızlıga üzülür diye düşünüp söylememiştim babana.
Bugün gelmiş yanına bir şekilde baban, kimsesiz bırakmamış bayram arefesinde senin mezarını. Şimdi fotoğraf attı bana. Bir bayram şekeri bırakmış mezar taşına. Bakıp bakıp ağladım o fotoğrafa. Minicik mezar taşına konmuş bayram şekeri... Hiç şeker yediremedik sana, ondan mıdır yoksa bayram ve çocuk ikilisini anlatan tek şey şeker olduğu için midir bilmem hep şeker bırakıyoruz bayram arefelerinde senin mezarına.
Bu bayram da böyle oldu annecim, sadece baban gelebildi ama benim sırtımdaki yükün çoğunu aldı yine de. Hiç gelinmemiş bir mezar olmadı seninki, şükür..
Devamı --> »

24 Mayıs 2019 Cuma

Anneler Günü Hediyem..

Bu yıl anneler gününde babanın verdiği hediye, aldığım en değerli hediye oldu.
Öyle zarif, öyle naif..
Öyle içli ki..
Sana yazdıklarımı kitap yaptırmış baban,
"Böyle saklayalım, kelimelere dokunarak okuyalım" dedi.
Canım.
İki gece uğraşmış, bana "Sen uyu, ben bi iki film izliycem" deyip sabahlara kadar tek tek kopyala-yapıştır-düzenle yapmış,
Tek tek okumuş hepsini, tek tek ağlamış yine..

Devamı --> »

5 Mayıs 2019 Pazar

3
yorum
Ölüm yıldönümün bugün, yine...




"........hasta exitus kabul edildi."
Bu cümleyle bitiyor 5 yıl önce yazılan rapor. Defalarca defalarca okuduğum, Latince kelimeler, terimlerle dolu olan rapor. O terimlerden sadece "exitus"un "ölü" anlamına geldiğini bildiğim ve her okuduğumda ciğerimi yerinden söken rapor. Ağzımı tek elimle sıkı sıkıya kapatarak, gözlerimden yaşlar dökülürken inleye inleye çok okudum. Her kelimeyi tek tek internetten araştırarak öğrendim. Son paragrafının 08:20'de başlayıp 09:05'te o cümleyle bittiği, oğlumun ölüm hikayesini anlatan rapor.
.
Ne yangınlara dayanırmış yüreğim, ne ağıtlar yakabilirmiş dillerim. Öğrendim. Çok ağladım, çok feryat ettim acımdan. Yoldan geçenleri, karşıdaki parkta oynayan çocukları, üst katlarda oturanları bile ağlatacak kadar çok feryatlarım oldu. "Ağıt"mış meğer hepsi.
.
Çocukluğumda babaannemin ve amcamın cenazelerinde duymuştum ağıt yakanları. Türküleri sevdiğim içindir belki çok etkilemişti beni bu ağıtlar. Kimileri sessiz sessiz ağlarken onlar hem söylüyor hem ağlıyorlardı. Onlarınkini bir gelenek, bir yetenek gibi düşünürdüm ama değilmiş oğlum. Ben de hiç alakam yokken, genç yaşımda aynı feryadı edebilirmişim meğer. Meğer ağıtlar, acının dayanılmazlığından çıkıyormuş, öğrendim.
.
Tıbbi epikriz raporunun son cümlesiyle feryat figan ağıt yakılırmış, yandım öğrendim..
Devamı --> »

12 Şubat 2019 Salı

3
yorum
1,5 saat..

Asil Miran, dert dinleyenim..
Anlatayım sana yine.
Ne büyükmüş evlat acısı, senden sonra bugün bir kez daha derinimden yandım.
Şükürler olsun Allah'a ki laboratuvar hatasıymış, doğru değilmiş, hasta değilmiş.
Kardeşin Asya Miray'ın kan değerlerinden biri çok çok düşük çıktı.
Panikleyip tekrar istediler tahlilleri.
Nedir, niyedir diyemeden soramadan çöktüm.
İnternet denen, nimet mi bela mı olduğu tartışmalı şey hiç iyi şeyler demiyordu.
Lösemi mesela. Söylemesi ne nazlı, lösemi olabilir diyordu.
Allah'ım ne büyük acı.
Toplamda 1,5 saat içinde kardeşini uykusundan uyandırıp apar topar hastaneye getirip tahlili yenilettik.
Sonuç normal, önceki laboratuvar hatasıymış.
Allah'ım ne büyük acı.
İçimin acısına mı ağlayım, çaresizliğe mi ağlayım, senden sonra hiç umutlu bakamadığıma mı ağlayım...
Ama en çok bu acıyı yaşayan ailelere ağladım.
Ne yapıyorlar, nasıl duruyorlar, neden bir şey yapamıyoruz onlara diye diye ağladım.
Dua ettim yüreğimin tamamıyla
Tüm gücümle dua ettim Allah'a onlar için.
Baban hele, canım
"Geçecek diyemedim" diye anlatıyor sonra. "Asil Miran da geçecek demiştim sana, tutamadım o sözümü. O yüzden geçecek diyemedim." diyerek ağlıyor.
Aynı güçle dua ediyorum yine, Allah'ım evladı hasta olan ailelere yardım etsin, şifa versin tüm çocuklara, acılarını dindirsin inşallah.


Devamı --> »

12 Ocak 2019 Cumartesi

6 yaş..


Doğum günün bugün.
6 yaşında olacaktın,
Ölmeseydin..
1. sınıfa gidiyor yaşıtların.
Ölmeseydin.
Acı.
Çok acı var içimde feryada dönen.
Ama feryat da işe yaramıyor biliyorum.
O yüzden çok susuyorum.
Sükutu öğrendim senden sonra.
Sükut.
Sabır.
Rıza.
Yana yana öğrendim.

Asil Miran, can oğlum.
Doğum günün bugün.
Sensiz kestik pastanı ve "İyi ki doğdun Asil." dedik hep birlikte.
İyi ki doğdun oğlum, iyi ki bizim oğlumuz oldun.
Şükürler olsun seni bana verene..
Devamı --> »

23 Kasım 2018 Cuma

Ölüler daha kalabalık..

Yerdekiler daldakilerden çok.
Toprak altındakiler üstündekilerden çok.
Ölüm var, ölüm Hak..



Devamı --> »

12 Kasım 2018 Pazartesi

Hayatın çarkları..


Her gün aynı düzende akıyor hayat.
Başkaları değil tabi ama benim de o çarkların içinde dönüyor olmam acı.
Ama acı da olsa bir işe yaradığı kesin, oyalıyor insanı.
Çünkü ne zaman dönüp duran çarklardan kurtulup içime dönsem sen düşüyorsun gönlüme ve yeniden kanıyor bağrımdaki sızı.
İşten eve koştururken 5 dakika durup güneşin batışını izleyeyim dedim,
Olmadı..

Devamı --> »

12 Ekim 2018 Cuma

6
yorum
Öleni unutmak..

Unuttum sanıyorlar
Seni, ölen oğlumu artık unuttum sanıyorlar.
Ne garip
Buna inanılır mı, bu olabilir mi?
Ama benim payım da çok büyük bu düşüncenin oluşmasında
Çok soğukkanlıyım
Baban hariç herkesin yanında fazlasıyla soğukkanlıyım.
Kelime tam bu mudur bilmiyorum ama anlatmak istediğim hiç ağlamadan, unutmuşçasına senden bahsedebiliyorum. Normal bir muhabbette konu ölüm olunca ağlamadan, ölümün beni ne kadar yaktığını anlatmadan sürdürebiliyorum sohbeti.
Geçenlerde sohbet reenkarnasyona kadar vardı. Fikre katılan oldu, örnekler veren oldu, dalga geçen oldu. Epey dinledim arkadaşları, içimden seni düşünerek. Ben inanmıyorum dedim net bir şekilde. Ben oğlumun şu an dünyada başka bir bedende yaşadığına inanmıyorum. Allah ona bu dünyada 16 ay ömür vermiş, yaşadı kollarımda ve gitti Cennet'e. Ben de layık olabilirsem, orada kavuşacağız.

Yine başka bir gün bir arkadaşım, ölen annesinden bahsederken gözleri doldu. İnsanların o dönem onu anlamadıklarını, onu bazı şeylere zorladıklarını anlattı. Dinledim, akıl verdim. Sonra "benim oğlum öldüğünde rapor aldım işe gitmedim diye 'amma çok yattın evde haa' diyen oldu. Hem de en yakınlarımdan biriydi bu. Kimse artniyetli yapmamıştır, bilmediklerinden.. Demek istediğim insanlar seni anlayamazdı zaten." dedim. Dedim ama ağlamadım hiç.

Bu halimden korkuyorum açıkçası, bence normal değil.
İnsanın kendini bu kadar tutması, bu kadar içine atması normal değil.
İlk zamanlarda bile insanların yanında tutardım kendimi ağlamamak, bağırıp haykırmamak için. Bazen yapabilir, bazen patlardım ama hep tutmaya uğraşırdım. Hatta terapiye gittiğim bayan psikolog bile "anlatırken hiç ağlamamanız ilginç" demişti. Onun tavsiyesiyle yazmaya başladım hatta. Benim biriyle konuşurken kendimi bu kadar tuttuğumu anlayınca "yaz o zaman, yalnızken yazıya dök içini" demişti. Sadece bu fikrini mantıklı buldum ve bi daha da gitmedim terapiye. Yazdım. İlk aylarda psikolog karşısında bile ağlamazdım yani. Oysa şimdi bu satırları yazarken bile gözlerim yaş dolu, ekranı göremiyorum. O zaman acım o kadar tazeyken nasıl tutabildiysem?
Ama biliyorum kendimi, başka bir insan karşısında tutuyorum kendimi. Yalnızken frene basmıyorum, tam gaz ağlayabiliyorum.

Geçen ay annem bizdeydi bi süre. Hastane işleri filan epey dolaştık annecimle. İş güç, hastalık doktor konuşurken ara ara hep sohbet ettik. Bi gün yine hastane bahçesinde yürürken "U-nut-tun mu" dedi bir anda. Anladım hemen, cız etti içim. Ama anlamamışa yattım. "Oğ-la-nı u-nut-tun mu" dedi sonra felçli sesiyle. (Anlatamadım sana oğlum, vaktimiz olmadı. Annem 18 yıl önce geçirdiği felçten sonra böyle tane tane konuşur ve yavaş yavaş yürür oldu. Olsun canı sağ ya yetiyor bize. Şükür..) "Oğ-la-nı u-nut-tun mu" dedi felçli sesiyle. "Unutulur mu anne" dedim yine gayet soğukkanlı. "Unutmadım, alıştım böyle yaşamaya" dedim sadece. Oysa

Unutmadım anne, hem de bir gram bile azalmadan hatırlıyor, seviyor ve özlüyorum bebeğimi.
Hala gözlerimden akan şu yaşlar şahit
Hala acıdan sallanan kafatasım şahit
Hala ağlamamak için sıktığım dişlerim, gözyaşı pınarına bastırdığım ellerim şahit
Gözyaşlarıyla yıkanan elim, yüzüm, boynum şahit.
Hala "yaşasaydı"lı cümleler kurar
Hala evin içinde büyümüş bir Asil Miran hayal ederim
Asya Miray'a baktıkça, Asil Miran düşer yüreğime
O da böyleydi diye diye yanarım içimden.
Asil Miran'ı düşündükçe Asya Miray düşer aklıma
Ya ona da bir şey olursa diye diye yanarım içimden.
Hala kendime kızarım nasıl dayanıyorsun diye
Hala Allah'a her el açışımda her dua deyişimde "yardım et Allah'ım bana" derim
"Sana sığınıyorum dayanmama yardım et"
Unutmadım anne
Ölen oğlumu, canımın parçasını unutmadım..



Devamı --> »

4 Ekim 2018 Perşembe

Toprağa düşkünüm ben..


Son güneşleri değerlendireyim, azıcık kitap okuyabileyim dedim öğle arası..
Toprak çekti beni, olmadı.
Vazgeçtim, türkü dinleyeceğim ben.
Banklarda siz oturun ben toprağa düşkünüm
Koynunda uyutur canımın parçasını çünkü..


https://www.youtube.com/watch?v=8aiQohUgEAs

Bir sonsuz rüyaya açılmış gözler Yummayın yummayın kirpiklerini Kim ondan daha çok özler hayatı Çağırın çağırın sevdiklerini Bilmem ki adını onun kim saklar Şimdiden unutmuş onu kucaklar Besbelli üşütür kara topraklar Soymayın soymayın giydiklerini
Devamı --> »