Kategoriler

25 Eylül 2018 Salı

2
yorum
neşedertaşk


Türküler..
"Türkü dinlemeyi çok severim" gibi bir cümle basit kalıyor benim için. Ruhum doyuyor türkü dinleyince. "Türkü dinlemeye çok ihtiyacım var" cümlesini çok kez kurmuşumdur. O kadar yani, türkü ezgisi benim ruhum için bir ihtiyaç.

Neşet Ertaş'ın ölümünün 6. yıldönümüymüş bugün. Mesela onun sadece şu cümlesinin bana yaşattıklarını sayfalarca yazabilirim. Çünkü "çok yörüdüm bağrımdaki sızıynan.."

Senin ölümünle başlamadı bu türkülere yanışlarım. Senden sonra olmadı yani. Tamam senin ölümünden sonra ciğerimi delik deşik etti bunlar. O kadar ki dinlememek için zorluyorum kendimi. Özellikle beni tamamlayan o şeyi yapmıyorum çünkü sana dayanabilme gücümü eritiyor türküler. Ama işin ilginç yanı daha sen yaşarken ben "Besbelli üşütür soğuk topraklar, soymayın soymayın giydiklerini.." diyen türküye dakikalarca ağlamışımdır. Ya da "Gömdüm oğul seni toprağa gömdüm" diye feryad eden türküyle ciğerlerimi dağlamışımdır taa lisedeyken. Üniversitede tamamen yabancı müzik dinleyen oda arkadaşıma iki tane Neşet Ertaş türküsü ezberletmişim. Ki aradan yıllar geçti, bir muhabbette hala hatırladığından bahsetti. Yine üniversitenin ilk yılında yani 17 yaşımda pop müzikten hoşlanan en yakın dostuma türkü aşılamışım ki yıllar geçti doçent oldu kendisi ve bağlama çalıyor şu an.

Bilmiyorum neden?
Belki doğduğum topraklar ki Neşet Usta'nın memleketi olur, belki babamın dinlediği türkülerin bilinçaltıma yer etmesi, belki de türkülerdeki yaşanmışlık. Beni bu kadar ne etkiliyor bilmiyorum ama günün sonunda bildiğim şey türkülerin beni derin vurması.

Hele de senden sonra. Fiziki olarak acıyı bağrımın ortasına sokan türküler var. 10-15 türkülük bir listem var mesela. Dinlememek için zorlasam da kendimi ara ara diyeti bozup dinliyorum. Hele senin ölümünden sonraki dönem. İşe gidip gelirken kulaklığı takıp saatlerce dinlerdim bunları. Ya da mezarına gelip giderken otobüste, yolda. Saatlerce ağlardım desem daha doğru olacak sanırım. Çok derin izler açtılar ruhumda. Sana nasıl yandığımın şahididir o türküler.

Ama dedim ya özellikle saklı tutuyorum onları da, dinlemiyorum çoğu zaman. Hatta hiçbir türküyü. Çünkü dayanamıyorum senin ölümüne, ağlamadan içimi öldürmeden duramıyorum onları dinleyince. Daha önce başka bir yazımda anlatmıştım senden sonra nasıl dayandığımı (http://asilmiran.blogspot.com/2015/10/kilitli-karanlk-odalarm.html). İçimde, kalbimde, beynimde bazı yerleri dondurdum. Bazı sesleri susturdum. Bazı kapıları hep kilitli tuttum dayanabilmek için. Bu türküler de o kilitli tuttuklarımdandır mesela. Bazen açarım kilidi, ağlar ağlar, yanar yanar tekrar kilitlerim.

Devamı --> »

28 Ağustos 2018 Salı

Bütün çiçekler sana..



Çiçek topladım iş yerimin bahçesinden.
Sana getirdim say, gelemem şimdi.
Ben sana gelmiş hafiflemiş sayacağım kendimi..

Devamı --> »

14 Ağustos 2018 Salı

Annelik..


Ahh..
Hayvan da olsa anne işte.
Ne savaşlar vermiştim içimde o gece, seni toprağa gömmemek için.
Usûl buydu, ölen gömülürdü dinimizce. Hiç sorgulamamıştım o güne kadar.
Ama o gece.
İsyanlardan döndüm.

Türkan Şoray'ın Dönüş diye bir filmi var. Bebeği ölüyor, günlerce evinde tutuyor bebeğinin cenazesini. Siliyor, temizliyor, örtüyor üstünü. Köylüler kızıyor günah diye, bebeğin cenazesini vermesini istiyorlar. Vermiyor. Kapkara oluyor bebek.. Neyse... Oyle işte..

İzledim senden sonra o filmi birkaç kez.
Sırf "bi yolu var mıydı" sorusuna cevap aradığım ve o kadının yaptığını yapmak istediğim için.
Devamı --> »

3 Temmuz 2018 Salı

6
yorum
Kuyu..




Hıçkıra hıçkıra, bağıra bağıra ağlayasım oluyor bazen.
Haberlerde izlediğim, gazetede okuduğum bir habere ya da yolda gördüğüm yaşlı bir amcaya.
Dinlediğim bir bağlama sesine ya da türküde geçen bir cümleye.
Bazen de durup dururken.
Haykırarak ağlayasım geliyor.
Senin acına dayanmak için bütün gücümü harcıyorum demek ki
En ufak bi duygu yoğunluğu takatten düşürüyor.

Senden kalan basit, kırık bir oyuncak parçası ciğerime saplandı mesela dün.
"O kadar oyuncağın içinden şu kırık kelebek kanadıyla oynardı Asil Miran" dedim babana.
Dedim, birkaç saniye susup içimdeki sızıyı dinledim ve değiştirdim konuyu.
Geçti sandım, geçmemiş.
Kuyuyu taşırmış meğer.

Yüreğimde bir kuyu var diyor
um bazen.

Sana yanışlarımla yavaş yavaş doluyor.
Aklıma düştüğünde gelen feryatlarımı bir bir o kuyuya atıyorum.
Daim aktif.
Azar azar, yavaş yavaş dolup taşıyor.
Tüm gün hiçbir şey atmadığım da oluyor, bir anda kuyuyu tamamen doldururcasına yandığım da.

Sadece beni yakıyor artık o acı kuyusu, za
rarsız yani

Görünmüyor dışarıdan.
Önceden gözlerimden fışkırırdı kuyunun alevleri,
Bana bakan üzülür, acırdı.
Gözlerim de saklanmayı öğrendi zamanla.
Gözlerim görünmüyor dışarıdan.




Devamı --> »

5 Mayıs 2018 Cumartesi

4
yorum
Koyun koyuna yatabiliriz..


Acın zamanla azalacak derlerdi. Çok kızardım içimden. "Neden azalsın ki, oğlum geri mi gelecek sanki, ya da ben  bebeğini unutacak kadar kötü bir anne miyim ki.. Azalmayacak acım, çünkü bundan sonra her zaman oğlu ölen bir anne olacağım ben. Ölen oğlum geri gelmeyeceğine göre bu asla değişmeyecek." derdim.

Her 5 Mayıs yaklaştığında yüreğimin lime lime kesildiğini hissederken; hastanedeki çaresiz bekleyişimi, ölüm haberini duyuşumu, seni toprağa gömüp eve gelişimi kafamda defalarca defalarca yaşayıp yaramın tekrar deşilip kanadığını hissederken anlıyorum ki acı azalmıyor. Sadece o acıyla yaşamaya alışıyor insan. Vücut acıya alışıyor yani.

"Acı eşiği" tabiri vardır ya, o çoook çok yükseliyor. Artık normal insanların üzüldüğü, bozulduğu şeyleri sen görmüyorsun bile. İçinde kopan fırtınayla, yanan ateşle mücadele ederken dışardaki esintileri farketmiyorsun. Hani demişler ya "yalan dünya" diye, onu anlıyorsun artık ve yalan bi dünyayla uğraşacak takatin olmuyor.

Çok anlatmayacağım ama bu 5 Mayıs'ta da aynı acılar derin yaramı dağlamakta, günlerdir acı eşigim zorlanmakta.

Bir fark var ama öncesine göre.
4 yıl bitti.
Senin ölümünün üstünden 4 yıl geçti.
Aynı mezara ikinci cenazeyi koyabilmek için gereken yasal süre geçti.
Artık ölünce senin mezarına gömülebileceğim.
4 yıl sürüyormuş ölen bedenin tamamen çürümesi, o yüzden 4 yıl geçmeden yeni cenazeyi koyamıyorlarmış aynı mezara.
Geçti.
Nasıl geçecek dediğim 4 yıl da geçti.

Vasiyetimdir, baban bilir.
Ölünce ben, Karşıyaka U10-2585'i açsınlar, senin kemiklerini toparlayıp benim başucuma, yüzümün hemen yanına koysunlar. Seni koklaya koklaya uyuyayım orda. Çürüdü gitti beden, kokusu falan kalmadı diyenler olacaktır ama ben o mis kokunu alırım yine. Allah'ın izniyle..

Sen de daha minicikken anne kucağı yerine yattığın o kara toprakta tekrardan duyarsın belki anne sıcaklığını. Gerçi şükürler olsun sen zaten Cennet'in en güzel yerindesin ama küçücük bebek bedeninin o buz gibi toprağın altında oluşu da çok canımı yakmakta.

4 yıl önce  seni toprağa verirken bir elimi koymuştum üzerine toprak atılırken, çekememiştim. Epeyce bi toprak altında kalmıştı ve o ıslak toprak elimi kapladıkça buz kesilmişti elim. Sonraki dönemde mezar taşın yapılana kadar da her ziyaretimde toprağına sokardım elimi. Hep hatırlarım o soğukluğu elimde ve o yüzden yanar içim seni orda düşündükçe. Allah'ım affetsin beni..

4 yıl geçti .
Artık ben ölünce bu dünyada doyamadığım kokuna doya doya, anne-oğul koyun koyuna yatabiliriz.

Devamı --> »

9 Mart 2018 Cuma

2
yorum
Hala..


Yıllar geçse de üzerinden
Kabullenmiş, alışmış gibi görünsek de dışardan
Hala sorguluyor bir sebep bulmaya çalışıyoruz.
Minicik, nur gibi bebeğimiz bir gecede nasıl ölür?
Çok zor Allah'ım çok zor..
Devamı --> »

15 Şubat 2018 Perşembe

2
yorum
Soy ağacım..

Soy ağacımdaki en genç ölüsün oğlum..
Taa 1800'lere dayanan liste yaş sırasına göre dizili. En yaşlımız en üstte, altlara doğru gençleşiyor isimler. Tabi doğal olarak üsttekiler hep "ölü". En altta minicik küçücük bir ölüsün oğlum sen, soy ağacımdaki en genç ölü. Ciğerim..
Herkesin geyik yaptığı, esprilerin döndüğü soy ağacı muhabbeti sabah sabah işyerinde ciğerlerimin delinmesiyle, gözlerimden yaşlar dökülmesiyle noktalandı.
Soy ağacımın tazecikken yemyeşilken kırılan minik dalı, koca ağacı yıktı başıma..
Devamı --> »