Kategoriler

3 Eylül 2014 Çarşamba

Kahvaltı eşliğinde kahvaltı..

     Bugün kahvaltıda saplandı ciğerime acın.

     Uyanamadığım için suçlanmıştım biraz, abin uyanmıştı bir saat kadar önce ve beni bekliyordu. Kahvaltı yapması gerekti onun, çünkü o daha çocuktu ve annesine, bana ihtiyacı vardı. Bu vicdan azabıyla zorla uyanıp hemen kahvaltı hazırlamaya koyulduğum için ciğerimdeki yarayı çok farkedememişim. Ama masaya oturup abinle sohbete başlayınca..

     Sen ikimizin arasında otururdun ve masaya mutlaka 4-5 tane oyuncak koyardım senin oyalanman için. Yere düşürürdün sırayla onları ve abinden isterdim düşenleri yerden almasını. Minik minik lokmacıklar verirdim sana ve yerdin de..

     Şimdi ne minik lokmalar, ne oyuncaklar, ne de abi var masamızda. O artık ve tekrardan tek çocuk oldu, kardeşi olan bir abi değil artık. Çok garip ve çok acı. Sana hamileyken abini kardeşi olacağı fikrine hazırlıyordum, şimdi ise artık kardeşinin olmayacağı fikrine. O küçücük çocuk bu değişimi nasıl kaldırsın? Hayatın bu hızlı ve acımasız değişimini nasıl algılayıp kabullensin bilmiyorum. Ben bile şu koca aklımla yapamıyorum bunu.

     Yaz okuluna başladığı gün sormuştu bana. Yeni çocuklarla tanışacaktı ve "Anne kardeşin var mı derlerse ne diyeceğim?" diye sormuştu. Bilememiştim bu sorunun cevabını. Her sorusuna cevap verir, her şeyi anlaması için uğraşır, bir şekilde onu cevaplarım aslında. Ama bu sorusuna cevap veremedim. Bir kardeşi var mıydı onun? Normalde vardı tabi, Asil Miran kardeşi vardı. Ama artık yoktu. O "artık" kelimesi bir hayatı değiştiriyordu. Kardeşim yok dese olmaz, vardı ama öldü diyemez. O cümlenin arkasından gelen karabasana ben bile dayanamıyorum, abin, o 9 yaşındaki çocuk nasıl dayanır, nasıl üstesinden gelir o bakışların. Hem karşısındakiler de çocuk. Bilemezler ki teselli etmeyi, bilmezler ki ne denmeyeceğini. Ya "üzülüyor musun" diye sorarlarsa, ya " aaa bu çocuğun kardeşi ölmüş" diyerek birbirlerine gösterirlerse oğlumu?

Hiç yorum yok :

Yorum Gönderme