Kategoriler

2 Eylül 2014 Salı

Mezarlık..

"Annesi onu çok,
 Babası onu çok,
 Herkesler onu çok
 Severmiş, öpermiş.."

     Seni uyuturken çaldığım ninni bu, bu şarkının yatıştırıcı sesine alışmıştın ve uyku vakti olduğunu anlardın.
     
     Dün mezarının başında açtım yine bu şarkıyı, defalarca dinlettim sana yine. Çünkü uyku vaktin annecim, mışıl mışıl uyuma vakti senin için, huzurla ve musmutlu.. Huzurlu ve mutlusun biliyorum annecim. Şükürler olsun ki senin orda çok iyi olduğunu biliyorum, şükürler olsun ki çektiğim bu dayanılmaz acının yanında bir de oğlum acaba ne halde şimdi düşünmeme gerek yok. Çünkü ölen bebekler cennete gidiyormuş oğlum. Allah onları yanına alıyormuş. Bu halimde bile şükredecek çok şey var; senin acı çekmeden, bu kötü hastalığın etkilerini hissetmeden gitmiş olman rahatlatıyor biraz. Çünkü senin acı çekmene dayanamazdım oğlum. Senin bu hastalığı bilerek acıyla gözlerime bakmana dayanamazdım, o çaresizlik öldürürdü beni. Anlayamadın bile hasta olduğunu, çok halsizdin ama yine de mutluydun biliyorum, mutlu baktın annene en son yine. Şükürler olsun..

     Mezarlıktan bahsediyordum değil mi. O kadar çok mezar var ki ve o kadar çok çocuk var ki ölen. Çok dolaşıyorum oralarda ve bakıyorum hep kaç yaşında ölmüşler diye. Çünkü sadece benim oğlum bebekken, erkenden öldü sanıyorum. Çünkü ben daha önce böyle bir acı duymamıştım kimseden. Çocuğu ölen duymuşumdur muhakkak ama onun acısını tanımıyordum. Ama öyle değilmiş, o kadar varmış ki bu dayanılmaz acıyı yaşayan.. Şimdi onlar için de ağlıyorum. Miraç Rüzgar var mesela,  2 yaşındayken pencereden düşüp ölmüş. O gömülürken ben de ordaydım, aynı sana yaptıkları gibi onu da onun o küçücük bedenini de toprağa bırakıp gittiler. Annesi de bıraktı bebeğini ve gitti mecburen. Daha 4-5 gün önce bir bebeği daha defnettiler. 2 gün yaşamış sadece. O kadar küçüktü ki minicik bedenini minicik bir kefene sarmışlar. Kefene değil kundağa sarılmış gibiydi. Normalde 3-4 görevli zorlukla mezara koyarken ölüyü, o bebeği bir adam tek eliyle koydu toprağa.Onu da bırakıp gitti annesi. Toprağına hemen bir kaç çiçek diktiler oracıkta. O daha bütün bedeniyle varken, üzerindeki toprakta açmış çiçekler vardı çok garip. Toprağın yandan bir kesitine bakabilsek o an, ne kadar şaşırırız değil mi. Altta yatan küçücük pembecik bir bebek, üzerinde toprak ve onun üzerinde de rengarenk çiçekler..Tuhaf.. Baran var mesela, sana çok yakın mezarı. 3 aylıkmış öldüğünde. Onu da annesi toprağa bırakmış, çok sık gelemiyor bile mezarına. 4 yaşındaki Feytullah'ın mezar taşı yapılmış yeni. Yaren var, 16 aylıkmış. Ayşegül var bir de, senden iki gün önce doğmuş ve senin ölümünden bir ay sonra ölmüş. Onun da amansız bir hastalığı varmış sanırım. Çünkü mezar taşına "derdine çare bulamadık kızım" yazmışlar. Ne kadar zor, ne kadar çaresiz değil mi. Çok ağladım onun annesi için de..

     Senin mezarının başında da durup bakan, acıyan çok oluyor oğlum. Tıpkı benim diğerlerine yaptığım gibi "Bebekmiş daha, küçücükmüş" diyorlar senin için de.

     Sana ninni dinletirken düşündüm de belki ordaki bütün bebekler dinlemişlerdir bizim ninnilerimizi. Belki hepsine tanıdık gelmiştir "uyusun da büyüsün ninni, tıpış tıpış yürüsün ninni" dizesi. Eminim hepsinin anneleri söylemiştir kendi yavrularına bu ninniyi, hepsi büyüyüp tıpış tıpış yürüyeceklerini hayal etmişlerdir bebeklerinin. Ama büyüyememiş, yürüyememiş o bebekler de senin gibi..

Hiç yorum yok :

Yorum Gönderme