Kategoriler

4 Eylül 2014 Perşembe

7
yorum
Mezarında boş yer var mı, ben de girip yatayım mı?

"Mamoş palton tutayım mı?
Hayrın için satayım mı?
Mezarında boş yer var mı?
Ben de girip yatayım mı?"

     Böyle bir türkü yazılmış. Kim bilir bunu yazan nasıl bir acı yaşadı, hangi yakını öldü de onunla birlikte mezara girmek istedi bilmiyorum. Ama onun yaşadığı acı çok tanıdık bana, onun mezara girme isteği benim de bu hayattan beklentim. 


     Çünkü sen öldükten sonra çok istedim ölmeyi, babana çok yalvardım sen,ben ve Efe, biz de ölelim nolur diye. Artık bu hayatın bi anlamı yoktu çünkü, ölüm bu kadar yakın ve gerçekse, minik oğlumuz ölüp gittiyse öbür tarafa biz niye yaşayalım dedim. Anneler bebeklerini yalnız ve kimsesiz bırakmaz, bırakamaz, peşinden gider bebeklerinin. Ama olmuyo işte oğlum, olmamalıymış da. Çünkü Allah herkese bir ömür biçmiş, mecburen o ana kadar beklemeli ve o ölüm bizim elimizden olmamalı. Allah ne zaman ne şekilde isterse öyle olmalı. Bu günaha girersem nasıl cennete giderim, o zaman seninle kavuşamam ki orda. Allah korusun.. Tek umudum orda kavuşacak olmamız. İnşallah..

     Hem ben ve baban neyse de abinin yaşamaya hakkı var, değil mi? O daha bir çocuk ve hayattan çok beklentisi var. Annesine, babasına ihtiyacı var daha onun. Aklımı, psikolojimi sağlam tutmam gerekiyor bu yüzden, abine haksızlık yapmamam gerekiyor. Senin acınla bunu başarabilmek çok zor ama mecburum. Abin büyüyüp bir yetişkin olduğunda "Ben 9 yaşındayken kardeşim öldü, ondan sonra annem böyle oldu, ondan sonra annem olamadı.." dememesi lazım. Beni suçlar, bana darılır o zaman. "Ben de senin oğlun değilmiydim, kardeşim öldükten sonra beni hiç umursamadın!" demez mi? Demesin oğlum, abin üzülmesin. Nasıl sana yanıyorsam, onun acısına da dayanamam. İkinizin acısını kaldıramam. Ayakta kalmaya, sağlıklı kalmaya çalışıyorum bu yüzden, onun hakkını yememeye, ailesini korumaya çalışıyorum. Allah yardım etsin bize..


     Türkünün ilk cümleleri de acıtıyor canımı. Sadece kafiye yapabilmek için yazılmış gibi dursa da öyle değil bence. Ölen birinin eşyaları kalıyor geride. Vermek lazımmış ihtiyaç sahiplerine, hayır için birilerine dağıtmak lazımmış. Ama nasıl yapayım ben, nasıl vereyim sen kokan eşyaları. Yatağını bile kaldıramamıştım ilk ay, yanı başımda durmuştu yine yatağın, yanı başımda ve bomboş. Üzerinde başının izi vardı hala. Kıyamadım, bozamadım yatağını. Bir umut vardı içimde bir şey olur da geri gelir mi oğlum diye. Ama gelmedin, gelmeyeceksin.

     Senin de kaldı herşeyin annecim, kıyafetlerin, oyuncakların, bezlerin, kremlerin, emziklerin, biberonların.. Buzlukta çorban kaldı mesela hala dökemediğim, deterjanlar bebek tenine zarar veriyormuş diye senin kıyafetlerin için aldığım toz sabun mesela. O kadar şey kaldı ki elimde, hepsi sen hepsi minik oğlum. Öldüğün gün hastanede giydiğin kıyafetin.. O kadar sen kokuyor ki inanamıyorum o kokuyu içime çekip de senin artık olmadığına. Doktor kan almak isterken damarını bulamamış, kanatmıştı kolunu. O kanının izi var hala üzerinde. O kadar kızmıştım ki doktora, minicik bebeğe bu yapılır mı diye. Sonra saatler geçip, sen gittikçe kötüleşince anlamışlardı beynindeki tümörü. Ve toplanan beyin sıvısını boşaltmak için bir delik açtılar kafatasına, kurtardılar hayatını o an. O zaman da teşekkür etmiştim içimden o doktora, ne kadar ulvi bir insan gibi gelmişti bana. Çok tuhaf değil mi? Kan alırken kolunu bir kaç damla kanattı diye bir doktora lanet ederken, kafatasını delen bir doktora minnetle bakmak.. İşte bu hayat bu kadar mantıksız, anlamsız ve kötü.

     Sabah senin öldüğünü haber veren doktorlara bağırmıştım, "bırakmayın oğlumu, siz doktor değil misiniz, ameliyat edin, makinaya bağlayın duran kalbini, yoğun bakımda ölür mü bir bebek.." diye. Hayatını kurtarsalar birer kahraman olacaklardı ama sen onların elinde öldüğün için beceriksiz birer aptal hepsi. Oysa onların elinden ne gelir ki. Hepsi de benim gibi birer insan, ben üniversitede bilgisayar mühendisliği okumak istemişim, onlar da tıp fakültesi. Hepsi bu, benden tek farkları bu. Hiçbir okul, ölümü nasıl engelleyeceklerini öğretmez ki öğrencilerine. Zaten yazılmış bir düzen, engellenemez bir ölüm anı yok mu. Allah'ın belirlediği o anı hangi kul değiştirebillir ki.. Değiştiremedik de zaten oğlum, canımı isteseler seve seve verecekken benden hiç birşey istemeden "oğlunuz öldü" dediler. Oğlumuz ölmüş.. Biz babanla yoğun bakım koridorunun kapalı kapısına bakarak beklerken oğlumuz içerde ölmüş. O sensörlü cam kapının kayarak yanlara doğru açılması ve hep birlikte bize yaklaşan doktorlar.. Hiç birşey söylemeleri gerekmiyordu zaten, onlar öyle çıkınca anlamıştım diyeceklerini. Konuşturmadım da zaten, bağırdım sadece "gidin, bırakmayın oğlumu, devam edin yapmanız gerekenlere.." diye. 

     "Ama.." diye başladılar söze, "................ yaptık ama malesef.................bu saatten sonra yapılacak her şey ona eziyet etmek olur..................gelin son bir kez görün oğlunuzu...............gereken her şeyi yaptık................ama malesef.................."

     Gittik ve gördük seni annecim, o metal yatağın üstüne yatırıp yemyeşil bir hastane örtüsü örtmüşler yüzüne. Hemen ölü muamelesi yapmışlar bile. Daha birkaç dakika önce yaşıyorken, şimdi o minicik yüzünü örtmüşler bir ölü gibi.. "Ölü" demişlerdi senin için ama dokunduğumda sıcacıktın, sarıldım yüzünü kokladım ve sıcacıktın hala. Yine bağırmıştım doktorlara "ölmemiş işte daha sıcacık, nolur bakın, bırakmayın oğlumu" diye. Ama ölüymüşsün meğer..

     Ertesi gün Karşıyaka Mezarlığı'nın camisinde yıkamalarından hemen önce gösterdiler seni son kez bana. O zaman soğuktun annecim, o güzel yüzün, o ellerimle her bir santimetresini okşadığım vücudun buz gibi olmuştu. Kolların kaskatı olmuş ve bükülmüyordu. "Ölü sertliği" diye bir kavram varmış. Öğrendim..

     Minicik bebeğimin, minicik ellerinde, ipek gibi teninde öğrendim "ölü"yü..


7 yorum :

  1. Allahim size sabir versin dayanma gucu versin. Diger evladiniz icin omur versin. Mahvoldum yazılarinizi okurken acinizi en derinlerimde hissettim. Gozyaslarimi tutamiyorum allah rahmet eylesin minik oglusunuza.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim iyi dileklerine. Üzdüm sizi bağışlayın ama napiyim işte içimdekileri buraya yazsam bir türlü yazmasam bir türlü..

      Sil
  2. ne yazıyım ki, ben gibi bir çok okuyan insan da hiç birşey diyemeyecek oldukları için hiç bir şey yazmadan sessizce ağlayarak okumuşlardır.iyiki ağlayabiliyoruz azda olsa akıtıyoruz içimizdekileri...ailenize Rabbim sabırlar versin güç versin inşallah..bol bol ağlayın kimsenin dediğine kulak asmayın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahh Mehtap Hanim, biliyorum kelimelerin yetmedigini. Dediğiniz gibi iste, aglayarak anlatarak akıtıyorum içimin derdini biraz. Sagolun iyi dilekleriniz için..

      Sil
  3. Çok ağladım, içim yandı, burkuldu. Bana böyle olduysa size neler olmuştur. Öyle üzüldüm ki yaşadığınız bu acı için, içim yandı. Acınız çok büyük. Keşke kimse yasamasa evlat acısını. Keşke yasamasaydınız böyle bir acıyı. Elinizi tutmak, size sarılmak, siz ağlarken sırtınızı sıvazlamak istedim. Sizin için ne yapılır bilmiyorum. Sizi teselli etmek istedim. Yalnız değilsiniz. İzmir'de yaşıyorum, ne zaman isterseniz oğlunuzu da alıp gelin, ben elimden geleni yapayım sizin için. İnanın tüm samimiyetimle içtenliğimle söylüyorum. Size ufacık bir desteğim olursa çok mutlu olurum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Derya Hnm., o kadar güzel bir yüreğiniz var ki ne kadar teşekkür etsem az. Sağolun desteğiniz için, çabanız için. Bu içtenliğiniz bile yetti bana..

      Sil
  4. Çok ağladım, içim yandı, burkuldu. Bana böyle olduysa size neler olmuştur. Öyle üzüldüm ki yaşadığınız bu acı için, içim yandı. Acınız çok büyük. Keşke kimse yasamasa evlat acısını. Keşke yasamasaydınız böyle bir acıyı. Elinizi tutmak, size sarılmak, siz ağlarken sırtınızı sıvazlamak istedim. Sizin için ne yapılır bilmiyorum. Sizi teselli etmek istedim. Yalnız değilsiniz. İzmir'de yaşıyorum, ne zaman isterseniz oğlunuzu da alıp gelin, ben elimden geleni yapayım sizin için. İnanın tüm samimiyetimle içtenliğimle söylüyorum. Size ufacık bir desteğim olursa çok mutlu olurum.

    YanıtlaSil